Etiketler

İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2013 Çarşamba

Meeery merry christmas ! ;)

Christmas'da yurt dışında olmak...
Hem de Londra'da olmak...

Ozzziiiii senelerdir Londra'ya gitmiyorum, öğrenciyken gitmiştim, gitmek çok istiyorum benimle gelirmisiiiiin?

Londra abi!
İki elim kanda olsa, hatta hamile olsam çocuğu doğurmak için yatıyo olsam kalkıp giderim yani!!! 

Tamam dedim... Gidelim... O kadar gezgeçim bu güne kadar christmas'da yurt dışında olmamıştım... Bide THY kampanya yapmış diyosun... Bi de indirimli Hilton diyosun... Şu an kapıdayım bebek!!! :))

THY uçmuştu... Biz uçak saatine karar vermeye çalışırken 200 liraya gidip dönmeyi kaçırdık!!! 340 TLlik olanına saatine bakmadan atladık!!! 

300 lira laan!!! Banana Republic'e  girip kaşmir kazak manyaklığımdan 600'den aşşağıya çıkmayan beeeeen Londra gidiş-dönüş uçak biletine 300 lirayamı oooo yooo dicem!!! 

Biletin fiyatı iyiydi hoştu ama gidiş Gatwick'ten dönüş Heathrow'dan dı... 

Gatwick'i sevmem abi... Zırt diye pırt diye Londra'ya ulaştırmaz beni... Heathrow da senelerin alışkanlığı var... metroya nerden gidilir, trene nerden binilir bilirim... Gatwick'te tabela okumaktan canım çıktı ayooool !!! :pppp  :))))

Ay bide sen Londra'yı biliyosun sorumluluğu olunca!
Bacı dedim biliyom bilmesine de arada bilmediğim yerlerden soru çıkarıyon... Stres etme beni... Victoria istasyonuna kadar bende senin kadar cahil cüheylayım... Londra'ya Victoria'ya varalım ondan sonra rehberliiim hizmetinde! :) 

Gatwick'ten Londra'ya Victoria istasyonu aracılığı ile ulaşıyorsunuz... Güzel istasyondur Victoria... 20 senedir gitmişliğim yoktu... Yeniden görmek hoş oldu da... Ben Paddington istasyonuna alışığım... Heathrow bağlantılı tüm trenler oraya gelir... 

Bebeem arıza kadınııım... Bildiğim havalimanı bildiğim istasyon bane baneee... :p

Cumartesi-salı 3 gece 4 günlük seyahatimiz karganın şeyini daha şey etmediği uçuş saatiyle neffiiiiis eğlenceli başladı! :)

Bu güne kadar Queensway de 3 yıldızlı bir otelde kalıyordum... Saolsun uzuuun kadınım Tower Hill'de Double tree hilton'u indirimli olarak ayarladı.... İyi halt yedi!!!! Bundan sonra manzarası olmayan, bitli maymunun hallicesi otelimde nassı kalıcam beeen nasssı???? 

London tower bridge manzaralı 12. kattaki barı nassıııı nefisti!!! Bundan sonra 3 yıldızlımda uyumaya gitmeden evel nefis Londra gece manzarasına bakarak orda demlenicem! :)

İlk gün bizim memlekette olmayan, bize çok cazip gelen christmans pazarlarına daldık... 

Southbank bölgesindeki pazar yağmura-kalabalığa rağmen bizi öyle mest ettiki seneye Almanya'da christmansı kutlamaya karar verdik... 

Nefis alman sosisleri, sıcak şarabın hasları... Ooof... Bi sürü incik boncuk... Çakır keyif insanlar... London eye'ın mavi ışıklarıyla atlıkarıncanın ışıklarının neşeyle dans etmesi... Yoksa onlar değilde biz mi dans ettik? Bilemedim şimdi... Biraz daha sıcak şarap? Onca ale üzerine... evet eveeeeeet ! Tanrım mutluyuuuuz... Thames'in en sevdiğim bölgelerinde arkadaşıma  sevdiğim köşeleri göstermenin keyfi... Arada mimari birifing! Sıkıldın mı? Aaaa ne ne bilmem gerek... Gel ara sokaklara ortaçağdan kalma... 

İlk gün öyle bi yürüdük ki... Gece hayatı planımız iptal oldu ve aşık olacağımız otelimizin 12. katıyla tanıştık! :)

Hyde Park NY Centrel parktan sonra onu hayal kırıklığına uğrattı... Eee dedim kış günü geldik baharda görecen sen buraları... Ata binenler, piknik yapanlar, biletçiye yakalanmadan şezlongta oturmacalar... Eee şimdi ağaçlar yapraklarını dökmüş, cıpcılız boş yeşil bi arazi... Taaaaş gibi popolarıyla koşanlar haricinde bişi yok! Bu arada yavrum erkek milletine tayt giydirilmesi yasaklanmalı!  Oooooy oooy...Oooyş... Ooops ben çok abazamıyım neyim! :ppppppp 

Uzun zaman sonra geldiği için ona klasik turistik program yaptık... Sayesinde yıllar sonra Notting Hill'e yeniden gittim... Pazarları muhakkak uğranmalı... Ben artık gitmiyorum çok ucuza harika şeyler buluyorsunuz ve onları Türkiyeye taşımak zor oluyo... Nefis bi gümüş çatal-bıçak takımımda eksik olsun yanniiiii!!! :))) 

Londra'ya kadar gelip gitmemek olmaz belki ama bu güne kadar kenarından kıyısından çok geçmiş olsamda (o bölgede son zamanlarda yapılan modern binalar-sergiler sebebiyetiyle) Greenwich'e hiç gitmemiştim! Sıfır noktasını görücem diye tutturdu kadın! Hemde gece! Lazerle çizgiyi gösteriyolarmış diye!!!

İlk İngiltereye gittiğimde, Cambridge'den Londraya geleceğim ilk haftasonu İstanbul'un zeeeenginlerinden birinin oğlu çok yalvarmıştı  bana noluuur oraya gidelim diye! Hadi beaa demiştim The National Gallery'ye gidip Van Gogh'u görücem ben !!! Oğlan benimle gelmek için çok ısrar etmişti önce oraya gidelim sonra oraya... Ben peşimden atıcam diye çocuğu... Atmayaydım şimdilerde sosyete dergilerinde Greenwich'de başlayan aşkımızı okuyo olurdunuz... :pppp 19'da neysem 40'da da oyum abi... getti zeeengin olaaaan getti! :pppppppppppp 

Sıfır noktasında hiç yaşanmamış hazin bir aşk hikayesinin anısı vardır! :pppppppppppppp

Uzun kadınımı mutlu etmek için bi de gelmişim 40'a ve bu belkide 100. Londraya gelişim görmemek ayıp olur diye gittik Greenwich'e... Gittik ama binanın içinde bulunduğu park zifiri karanlık! Karanlığı geç ikimizinde çişi gelmiş durumda! Karanlıktan bi sincap çıksa şırıl şırıl bacaklarımızı ısıtacağız!!! 

Yürü allah yürü... Karanlık... in-cin top bile oynamıyooo!!! Ulaan Benü Londra'da tecavüze uğrayacaksam burası ilk tercihim diiil bilesin!!! Adamları otelimize götürmeye ikna edelim hıııı? 

Sonunda tepeyi tırmanıp lazeri gördüğümüzde bu sefer sevinçten ısıtacaktık bacakları!!! :)

Fotoğraf koyamıyorum yoksa sıfır noktası nası bişi göstermek çok isterdim! 

Hayatlarında hiç lazer görmemişler gibi bi süre yeşil ışığa kitlenip birbirimize sarıldık ve çook mutluyuz çok mutluyuz ihi ihiiii yaptık!

Anlatılmaz yaşanılır bi çocukluktu! :))
Yanlız ilginç bişi deneyimledik, kendimizi sıfırlanmış gibi hissettik!
Hatta ben duva muva okumaya başladım... 
Dışarı atılmayı bekleyen fazla alkol mü, karanlıkta korkuyla tırmanılan tepenin etkisi mi çözemedik... :))))))
Bi sürü foto ve şaklabanlıktan sonra keyifle aşağıya indik ve o neee??? Parkın kapıları kitlenmiş!!! 

Al sana sıfır! Benüüüü kaldık leeeyn burda!!!!
Allahtan bizim gibi kalan 6-7 kişi daha vardı... Yavaş yavaş onlarda kapının önünde birikince oh dedik ama uzuuun kadınıım çoktan telefona sarılıp İstanbul'da yaşayan kardeşine bekçi gelmezse herkese haber et bizi burdan çıkarsınlar talimatı vermeye başlamıştı bile! :)))

O talimatlar verirken ben parkın kapısının demir korkuluklarına yapışmış çevreden geçenlere heeeeelp heeelp us muzurluğu yapıyodum bi yandan da kaderde Greenwich parkının çimlerine işemek varmış her halde diye düşünüyordum :))))

Bekçi geldi ve bizi kurtardı... Son tren saatine kadar Greenwich'in publarında keyif yaptık... Hava öyle nefistiki Aralıkta Thames kıyısında oturmanın keyfini doyasıya yaşadık! :)

Her şey ve her yer tatil olduğundan sanatsız bir Londra yaşamak benim için keyifsiz oldu...
Sergiye gidemedim, konsere gidemedim...
Beaaaaydi yani...
London Filarmoniyle bi keyiflere dalamadım! :( 
Aaa lütfen her gittiğimde muhakkak London Filarmoniyi dinlerim... 

Pazartesi günü tükkanlar kapanacağı için birbirimizden ayrılıp alışveriş çılgınlığımıza daldık...

Tası tarağı toplayıp Londraya yerleşmiş hasetimden çatııır çatıır çatladığım arkadaşımla buluşmaya gittim ben...
Kadın çaynizle aram pek yok diyince hasedimin de vermiş olduğu terbiyesizlikte ben ördek yicem sen bana bakacaksın dedim!!! 

Gıgı çıkmadı... Karşısında yarım ördeği hüplettim sonraaaa benden beter Tiffany manyağı olarak hadi dedi Tiffany'ye... Deme dedim... dedi... :)))

Ooo bebeeem ooooo... ve ühüüüü ühüüüüüü !!!
Güya 40 yaşımda kendime almayı planladığım pembe safir yüzüğü parmağımdan çıkarmamak için ne taklalar attım! 
Üçbin küsüüüür sterlingçik olan yüzüüü alamadım tabiki!!! 
Amerikada ikibincik dolar... Burda sterlin farkı... Ühüüüü... Yürüüü zengin sevgili yapmaya yürüüü kadın! Alkolümde geldi... Ama önce çiş... Çişimde geldi! 

Bu arada uzun kadınıımla seyahat arkadaşı olmayı çişlerimizin aynı zaman da gelmesinden ötürü çok sevdik! 
Birinin gelir diğerinin gelmez kıyamet ondan kopar! 
Eee yani o kadar iç, yürü, ye... yaz dil ki ter olarak atim o kadar sıvıyı! :ppppppp

Sizlerin iyi seyahat arkadaşı olur bundan yargısı nedir bilmiyorum ama bizimkisi yürümek ve çişmiş! :))))

Neyse Londrada yaşayan hasedimden çatladığım arkadaşımda çiş konusunda problemsiz çıktı! :)

Dedik bu akşam Christmas akşamı uzuuun kadınım alışveriş çılgınlığından çıktığında hem bizi kolay bulsun hem de St. Paul's katedralindeki ayine gidene kadar nezih bi local pubda demlenelim... 

Ve hasedimden çatladığım arkadaşım Marylebone'da The Marylebone pubına götürdü bizi... 

Christmas eğlencesi orda başladı!!! Londra sokaklarında 3 Türk hatun öyle bir estik ki... :)))

Yurt dışına gittiğimde çapkınlık yapmam ben... Hoş Türkiye'de de yapmam...  Ancak bu sefer çapkınlık yapmam konusunda çok ısrar vardı ve uzuun kadınıma yapmadan döndürülmemem tembihlenmişti!!! :)) Ah sevgili dostlarım sağolun ama domuzum ben! :)))

Uzuun kadınımla bi anlaşma yaptık... Domuzluk yapmicam sohbet edenlerle sohbet edicem ama kesinlikle flört milört etmicem! 

Ulan ben bi yayım... Benim flört etmiyorum dediğim şey doğal olarak habitim! Flörtçünün allahıyız biz de... İsteyerek yapmayız onu :)))) O yüzden hep yanlış anlaşılırız... eee ben senle flört etmiyodum ki sohbet ediyodum walla... Size flört geliyo bize sohbet! Bu arada gerçek flörtü ne sanıyosak???? :))))))

Mekan süperdi... Tek sorun mutfağı yok... Sokağın karşısındaki Türk restoranından kebap siparişi verebiliyorsunuz! Adamlarla öyle bi ahbap olduk ki parasız kalsak yemek yicemiz yer var artık! :))) 

Saat ilerledikçe yakışıklılar gelmeye başladılar... Başladılar ama çoğu gay!!! Ve bendeniz başladım güzelim adamlar niye gay diye twitler atmaya :))))

Barda sohbet eden 2 adam hakkında çok pis geyikler döndürüyoduk kiiii, şaraplarımız bitti ve benim alma sıram gelmişti! 

Geyiğin ortasında kalkıp bara gittim ve tesadüf eseri geyik yaptığımız adamların yanına düştüm! 

Tırınınıııım!
Solaryumda amma kalmış diye geyik çevirdiğimiz bronz olanı döndü ve benimle muhabbete başladı...
İstem dışı masamıza döndüm ve Benü'den sohbet etmeden dönersen seni öldürürüm bakışı aldım...
Ulan edim de adam gaaay leen bakışı attıysam da neyseee gerçek bi Britişle konuşma pratiği olur dedim! :pppp

Adamla konuşma nedenim Londra'da gerçek İngiliz bulunamıyo olmasıydı!!!! 

Allahım o ne koyu aksan laaaan!!!
Doğrumu anlıyom  acep... Heee anlıyom, kulağım biritş aksanını anlıyoooo yuppiii!!!  konuş Ozy... :))))

Gaycik olsada benim gibi wahşi cazibeli cici bir kızdan etkilenmemiş olması imkansız bakışını görüp şaraplarımızı kaptığım gibi masaya geçtim! ( bu aralar ego sorunum var... Ben çok güzelim, herkes bana hayran, aşık... 40 yaş sendromu diyorum buna geçecek inşallah! :ppp) 

Benüden aferini kapıp allahım bi gayle flörtleştirdiler beni yaaa diyerek sigara içmeye dışarı çıktım! Sigaramı yaktım, bronz dışarı çıktı!!!

Oooo tanrım adamı döndürdüm!!! Ben nasssı neffis bi yaratığım böyleee! Adam benimle konuşur konuşmaz gayliği bıraktı! Yoksa çok seksüel mi bu??? Ben kaçıncı kadehi içiyorum acep???? 

Yanıma oturmak için izin istedi ve tüm domuzluğumla homurdana homurdana koca popomu kenara çektim! 
Dave dedi...
Ozy Ozborn dedim! Bu aralar herkesle böyle tanışıyorum... Civciv ezerim dikkat diye de ekliyorum! 40 yaş sendromu... İdare edin :p
Sigarasını yakarken, Are u gay? diye sordum! :)))
İlk nefesini ziyan eden şaşkınlığı çok güzeldi!!! :))))

Adam gay-may dilmiş... dünyanın sonunu görmeye Mayalara gitmişler... Orda yanmış... Anaa şirinceye giden enayiler gibisiniz dicektim zor geldi bu cümle... Güldüm sadece! 

Başladık muhabbete... Geçen sene Türkiyeye gelmişmiş vs... Adamın gay olmadığını öğrensemde ben adamı orcinal biritiş praktisçisi olarak adlettim! Tipim dildi... Ve hiiiiç çapkınlık modum yoktu... Benüden fırça yememek için takılmaya devam ettim bi de fark ettimki amca eğlenceli... :))) Eğlenceli ama sigara bitip içeri girerken muhabbeti içerde devam ettirmek için hiç niyetim yokken Benüüü dışarı çıktı ve Dave'i davet etti! 

Hırrladım!
Sus be huysuz havuç yaptı! 
Beaaa!
Abiler masamıza geldiler 3 kadın ve 2 adam başladık mekandaki gay tahminlerimizi sıralmaya... Gırla kıyamet şamata! 1 saat kadar önce bana kesik atan sonradan yunanlı olduğunu öğrendiğimiz adamın kesin gay olduğuna tüm masa hemfikir olunca ben bi bozuldum! :)) Bozuldum ama kalkmış inmez egom bak bi gayi bile etkiliyosun şşşşş yapıp moralimi yerine getirdi! :pppppppp

Ben Ozy Ozbornum...bi süre sonra masaya olan ilgim bitti! Cool kadınlığım tuttu... Sigaramı kaptığım gibi dışarda demlenmeye başladım! Kendi alemimde kendi Londra mutluluğumda... Bi yandan da eş dost Londrayı yıkıyorum sansın diye düdük kafa çapkınlık twitleri şutluyorum! :))) 

Ayine gitme saatimiz yaklaştıkça bizim alkol seviyeside yükseldi! Dave ve Nobicik biz dinsiz imansızız yaptılar... Biz ayine gitmezsek olmaaaaz haşaaaa şeklinde 40 yıllık hristiyanmışlığa bağladık! 

Aaaa aaaa töbe töbeee olmaaaaz dinsiz imansız olmak ne demek aaaa aaaaa küçük İsa'yı üzüyosunuz ama... aaaa-aaaa!!! 

Adamların programı başkayken bizimle St. Paul'e gelmeye karar verdiler...
Verdiler ama bi anda sokakta ünlü siyah taksilerden kalmadı! 
Köşeye doğru hep beraber yürürken bana kesik atan gay yunanlı ve yanındaki müslüman zenci Aliyle kavgaya tutuştuk! :)))

Ali tutturdu siz ne biçim müslümansınız diye...
Biz hepimiz kardeşiiiiiiiz, ayrı din tek tanrı dersi vermeye başladık! 
Gay yunanlı bana kaşını gözünü kırpıp kırpıp duruyo diye ben ona ayrı sardım! Bu mubarek günde ne olduğuna karar ver evladım!!!! Amen!

Ali manyaktı!!! Ulan asıl sen nasıl müslümansın bi gayle pub'da işin neeeee???

Taksi bulup taksicinin gece gece nassı delilere çattım bakışı eşliğinde St. Paul'e doğru yola koyulduk!

Anaaam o neee!!! Bütün Londra katedralin önünde sırada!!!
Tipik bi Türk olarak sıraya aradan karışalım dediysem de biritişlerin biritişliği bu teklifime oooo çook ayıp bakışıyla ortaya çıktı! 
Beaa dedim! Ben gidim... Benide bırakmadılar!!! :(
Aşırı kalabalık nedeniyle ayine katılamadık... :(( Ben çok üzüldüm... 
Çünkü o gece orda birisi için dua etmem gerekiyodu...
Bir şekilde kapıdan içeriye kaçak girmeye çabalasam da grup beni yakaladı!
Dave, Robi, Benü, Bahar! Ensesinden tutulan kedi yavrusu gibi beni yakalayıp taksiye bindirdiler... Soho'ya aleme... 

Takside küstüm ben oynamıyorum modunda ağladı ağlayacak şekilde uslu uslu oturup bir an önce Soho'da eğlenme moduna geçmek için çabalarken her yerin Christmas yüzünden kapalı olduğunu gördük! 

Beaaa ayine de gidemedim, eğlencede yok!
Harbi arıza ruhlu huysuz havucum haaaa!!! 

Dave bize gidelim dedi... Alkol var, ayini izlemek için tv var ve evimde sigara içmek serbest! 

Allahım çapkınlık twitlerim gerçek mi oluyo neeee??? 
Tipik 3 Türk kızı bakışı atıp, bi bok ederlerse yere sereriz laan biz bunları diip ok dedik! :))))

Yaş kaç olursa olsun... Nasıl eğitim almış olursan ol... DNA'da var Türk kızlığı! :)))))

Allahım o neee???
Adam harbiden zengin çıktı!!!
Bahar aha bize Tiffany alacak adam dedi!
Ben heee dedim ama tipim diiil leeeyn... Neyse mukadderaaaat!!! :ppp

Dave güzel bir ev sahibi olarak bir de galiba bizleri etkilemek için evini gezdirmeye başladı!
Kızlar dedim bu bizi fakir fukara sanıyo her halde... Etkilenmiş gibi yapın! 
Ooow aaa...
Benim geyik garajdaki arabayı görene kadar sürdü!!! 
Poooorş laaan poorş!!! Ben bunu sürmek istiyoruuum! 

Ah aah bi zamanlar boğazda yalıcıkta oturan, porşcuklu bi sevgili adayım vardı... Adam çok yakışıklı ve çok zengindi... Ben böyle bi adamla uğraşamam diyerek adamı şutlamıştım! 33'lük çıtırdım... Adama öyle hatunlar sarkıyodu ki sen ilgilenmiyosan ben ilgilenicem laaaan o hatun kaçar mıııııı diyodum!!! :))))

F1 sevdam yüzünden İstanbul Parkta düzenlenen porsche cupda güzelim arabasını bana verip sürat denemeleri yapmama izin vermiş bir melekti o! 

O anılar canlandı ve ben Kıprıstan sağ direksiyona alışııım yaaaa nolcek kiii sokakta azcık sürsem arızasına geçtim! :)))

Tabi kimse beni takmadı!!! 
Dave arabayı kullanmak istiyorum yaaa arızamdan beni bacon pişirerek çıkardı!!!
Koca bir tava baconlı sandwiç ve şarap! 
Al çocuum sen bunları ye iç şurda uslu uslu tv'de St. Paul'deki ayini izle!!! :))))
Ben köşede dini bütün şekilde baconları hüpletirken onlar kağıt oynama başladılar... :)))

Ne Christmas ama!!! :)))

Ozy ozborn sıkılmasa olmaaas!!! Sadece zemin katta sigara içildiğinden bodrumdaki bilardo odasına kimse inmek istemedi... Bi sürede bu yüzden arıza çıkardım...

Baktım abi kimse beni takmıyo, aldım fotoğraf makinemi ve Dave evi gezdirirken gördüğüm şey üzerinde çalışmak için Dave'in yatak odasına çıktım!

Niyemi?
Hayatımda ilk defa tavanda ayna olan bir yatak odası görmüştüm!
Kimse bilardo oynamak istemiyodu ve kimse benimle ilgilenmiyodu! Tabi benim insanları itme duvarlarımda buna sebepti ya... :)))

Adamın yatağına yatıp aynadaki görüntümü fotoğraflamaya başladım!!! :))))))

Oo bebem şu anki kilolarımla kesinlikle o aynada kendimi çıplak olarak görmek istemem!!! 

Oooo nooo!!! Bir mimar ve amatör bi fotoğrafçı olarak yeterince çalışma yaptığıma kanaat getirdikten sonra aşşağıya indim kiiiii beeenu I phonundan göbek havaları çalıyoooo ve adamlarda dans ediyolar!!!

Ooo tanrım... Ben ne kadar içtim yaaaaa??? Bu gördüklerim gerçek olamaz!!! O noooo gerçek!!! :))))))

Gitme zamanımız geldi bence!!! desem de kağıt oynu bilmeyen ben kendimi masada buldum! Bi sürü kurallar bi sürü şamata bi tür kaaat oyunu ama neee??? Christmas gecesi konken oynamayı öğrenmişim! Bravooo! :)))

Ve klasik son facebooktan arkadaş olmaca!!!
O an Dave'e ayrı bi sardım! 
Sayfasındaki taaaş gibi sarışın hatun fotoğraflarını görünce bu kim dedim? 
Sevgilimdi dedi... Eee dedim...
Çocuk istemiyorum diye ayrıldık dedi...
?????
Benim 2 tane var... Daha fazla olsun istemiyorum...
Tanrım bu cevaptan sonra tanımadığım taaaaaş sarışın hatunun avukatı kesilip adama neden sperm father olmadın diye saldırmaya başladım!!!
Sperm father?
Bence kimseye ingilizce bildiğimi söylemeyelim... Sorry ailem paralarınız heba oldu! 
Godfatherdan mı esinlendim nedir... Adama neden sperm father olmadın diye ciddi ciddi sardım!
Olamam... o da benim parçam olacak sorumluluk almalıyım... İstemiyorum... Adam ciddi ciddi açıklama yapıyo bana...
Biz 3 kız aaay bak adamı görüyomusun...Ne iyi... Bizim başımıza gelse bize kürtaj derler bak ah ne iyi adam diye türkçe geyiklerdeyiz... 
Anlat Dave'cim ben geyikteyim ama bi kulağımda sende!!! 
:)))))))
Robicim sen bi suuus! Taaaş sarışını sevdiği adama kavuşturma çabalarındayım ben şu an! Aay her konuştuğumuzu ingilizceye çeviremeyiz hemde sabahın 4'de çook zoor bebeğim!!! Şu an kendi dilimizde bile anlaşamıyoruz!!! 

Müthiş geyiklerle gecemiz pardon sabahımız son buldu... 
Londra'nın göbeğinde oturan 2 İngiliz arkadaşımız oldu... 
Benüüü düdük kafa her ikimizinde İstanbul'da olmayacağı tarihte onları Türkiye'ye çağırdı!!! 
Adamlar faceden gelcez biz diyolar... Oooops walla ben o tarihte Çeşme'deyim kesin Benü Bodrum'da eee gelin yani de... Mukadderaaat! :))))

Otele dönerken Christmasın ertesinde hiç bir ulaşım aracının çalışmadığını öğrendik!!! Bizi otele götüren taksiciyle pazarlık yaparak bizi akşam havalimanına götürmesi için anlaştık...

Ben çok dindar değilim dedi... Yarın çalışabilirim!
Ve şunu öğrendik Londra'da aç kalmamanızı ve ulaşımınızı sağlayanlar dindar olmayan hristiyanlar veya başka dine mensuplar! :))))

Otele yaklaşırken Benü, öpüşemedik dedi...
Benim öpüşmeye niyetim yoktu zati dedim... Sizin için bu gece eğlendim... Biliyorum dedi az huysuzluk yaptığın için teşekkürler... Bişi diiil dedim... Maksat Ozy ozborn çılgın bekar hayatı yaşıyo sansınlar şşşşş dedim... şşşş dedi :))

12'de oteli biz mi boşaltık otel mi bizi boşalttı...Ooo nooydu! 
Allahım allahım dün gece ne içtik laaaan biiiz!!!
Bom booş sokaklarda yürüdük...
St. Paul'ün 3.15'teki ayinine katılmadan önce çoook para vermiş olsakta ilk Christmas öğlen yemeğimizi yedik... Ayine katılıp dualarımızı edip mumlarımızı yaktık... 

Ulaşımın tatil olduğu Londra sokaklarında çiş yapabileceğimiz her yer kapalı olduğundan çişimiz gelmesin diye dua ede ede özgürce dolandık...

Ve indirimli bir şekilde bizi Heathrow'a götüren siyah taksimizin rahat koltuğunda otururken kendi Londralarımıza veda ederek havalimanına geldik... 

Christmastan bir gün sonra sakın dönmeyin!İtinayla tavsiyemiz olunur! :)))

2 Mart 2012 Cuma

Amcamla londra

Yapmadan ölmek istemeyeceğiniz şeyler varmıdır bilmem, benim en en büyük arzum amcam namı diyar daddy'mle İngiltere'ye gitmekti...


Seneler geçiyordu, ben büyüyor o yaşlanıyordu ama bir türlü ikna edemiyordum... 


19 yaşımda beni İngiltere'ye gönderip dünyayı bana sunan amcamla İngiltere'ye gitmek en büyük arzumdu... Bu arzumu gerçek kılamadan ona bir şey olursa çok ama çok üzülecektim... 


Amcam babamdan sonra İngiltere'ye gitmek pek istemiyordu... 


Babam erkeklerde çok nadir görünen meme kanserinden öldü. Tedavisi o dönemde imkansızdı... Hala %100 bir tedavisi yok ancak 70-80'li yıllarda ki tıp'ı düşünün... Amcam o tarihlerde memelekette bu konuda bayağı ünlü olan babamın doktorunu dinlemeyip babamı aldığı gibi İngiltere'ye götürdü...Babasına bağımlı bir çocuk olarak benim için bu gidişler ızdıraptı... 1-1.5 ay orada kalıyorlardı... Döndükten sonra babam tedavinin etkisinden dolayı 1 hafta kadar kendinde olmuyordu... Çocukluğum hasretle geçti... 


Her dönüşte bana çektiğim özlemi unutturmak için valizler dolusu oyuncak ve giysi getiriyorlardı. O yıllar Türkiye'de yokluk yıllarıydı... Kokulu silgiler, kokulu kalemler, uzaktan kumandaki arabalar, Sindy'ler... Barbie yerine Sindy getirdiler diye bozulduğumu hatırlıyorum !!! Çocukluk işte :) 


Ama hepsi boştu... En güzeli okuldan eve geldiğimde babamı evde bulmaktı ve tüm rahatsızlığına rağmen yattığı yerden, doğrularak, acısını belli etmemeye çalışarak  'kııçııım' (bizim ailede sevgi sözcüklerini 'ç' ile söyleme adeti vardır nedense...) diyerek bana sarılması en en güzel şeydi...  


Yazarken gözlerim doldu. Uzun zamandır bu kadar eskiyi bu kadar detayıyla düşünmemiştim... Eheee :) 


Babama Türkiye'de 5 senelik bir ömür biçilmişti...İngiltere'deki tedavi babamın ömrünü 2 sene daha uzattı sadece... 


Teşhisten 7 sene sonra babamı kaybettik... 


Amcam bir daha İngiltere'ye gitmek istemedi... Babamın İngiltere yaşamı beni hiç olumsuz etkilemedi... Mesela annemle her gidişimizde annem kocasının anılarıyla dolanır Londra'da... Benim Londra'mda babamın hayaleti yoktur... Sadece bir zamanlar babamında yürüdüğü kaldırımlarda yürümenin keyfi vardır... :)


Her sene muhakkak 1 defa amcama hadi Londra diyordum ama ikna edemiyordum...


Bu sefer bir mucize oldu ve hadi gidelim dedi !!! İnanamadım !!!


Amcam farkında olmadan beni çok ama çok mutlu etti ! 

4 gün Londra için çok az birde 27 sene sonra gidiyorsanız hiç mi hiiiiiç yeterli değil bu süre...


Elimden geldiğimce onu yormamaya çalışarak onu gezdirdim. Muhakkak görmesini istediğim yerlere götürdüm... Muhakkak yemesi gereken şeyleri yedirdim... Çin mahallesinde nefis balık ziyafetleri, en sevdiğim pub'larda fish&chips keyfi yanında nefiiiis aleler... 


Thames kıyısındaki mutluluk köşelerimi gösterdim, Gel-git sayesinde ortaya çıkan kumsalları, Shouthwark'taki keyifli yürüyüş parkurlarımı...


Norman Foster'ın şahane binalarını... O2, Yeni belediye binası, finans merkezindeki nefis mimari çeşitlilik...


Bir mühendis olarak çok beğeneceği bir kaç sene evvel yapılan Jubilee line'nın istasyonlarında dolaştırdım onu... brüt beton ve çeliğin zerafetiyle güçlü mühendisliği görmesi için... 


Daha ilk okul 1. sınıftayken onun sayesinde tanıyıp sevdiğim Van Gogh'un ayçiçekleri tablosunu onunla dakikalarca seyretmek için The National Gallery'ye gittim... Bana tanıtıp sevdirdiği ressamları onunla birlikte yeniden görmek dünyanın en paha biçilemez mutluluğuydu... 


Ve bir Tiyatro kitapları yayınevi sahibi olarak Shakespeare's Globe Theatre'da bir oyun izlemeden dönmek olmazdı ! Senelerdir amcamın Globe'u görmesini istiyordum... O görmeden eksik kalıyordu keyif... 

Shakespeare'in Türkiye'de hiç basılmamış oyunu As you like it'i birebir orjinaline sadık kakınarak inşa edilmiş Globe'da izlemek başka bambaşka bir keyifti !!! Shakespeare'in zamanına gittik... Büyülü nefis bir tiyatro deneyimi yaşadık...  Globe sahnesinde Shakespear oynayacak bir oyuncumuz olmadığını düşündük... Yooo sıkar... Gerçek Shakespear oyuncusu sadece rol yapan oyuncu değil... Aynı zamanda enstrüman çalıp şarkı söyleceksiniz birde rol yapacaksınız !!! 


Bir baba ve kızın birlikte yaptığı keyif gezilerinden biriydi...


Benim için paha biçilemez bir deneyim oldu...


Londra'da amcama göstermek istediğim, tattırmak istediğim ne varsa 4 güne sığdırabildiğim kadarını gerçek kıldım.


Çok mutluyum... Hep yapmak istediğim bir şeyi yapmanın mutluluğu, keyfi var...


Artık Londra seyahatlerimden sonra amcama gelip deneyimlerimi anlattığımda bir takım şeyler havada kalmayacak... Bilecek... Ve ben ahhh keşke gelseydi, görseydi demeyeceğim! 


Abidin, yap resmimi ! ;)

Picasso &Modern British Art& I ;)

Ey müminler Picassoyu nasıl bilirsiniiiiiz????

Picassoyu severmisiniz bilmem... Ben severim... Modern sanatın gelişim çizgisini değiştirmiş bir deha nasıl olurda sevilmez... Filmini izledikten sonra insan olan Picasso değil sanatçı olan elbet yüreğimde yerini korudu... :)

Bu güne kadar elimden geldiğince tüm Picasso exhibitionlarını takip ettim...

Benim için en unutulmazı, tadı hala damağımda olanı; 11 mayıs- 18 Ağustos 2002'deki Tate Modernde yapılmış olan Matisse&Picasso sergisidir... Oy oy oooy... Her iki dehanın aynı salonda yer alan yapıtları insanı öyle bir etkiliyordu ki... 
Matisse'ide çok severim ancak her zaman için 1 numara benim için Picasso olmuş olsada bu sergide aman pablo duymasın Matisse 1 numaraya oturmuştu ;) 

Aslını isterseniz kim kimden daha iyinin, daha etkileyicinin gerçekten cevabını bulamadığım/madığınız nefis bir sergiydi... 

Genellikle Londra'ya gidiş tarihlerimi bir etkinliğe göre ayarlıyorum. Multi milyarder değilim, aaa 2 gün sonra bilmem ne varmış yine giderim caanııım diye bir lüksüm yok... O yüzden karda-kışta-sıcakta kısaca bazen en olmadık zamanlarda uçup uçup durmam bir etkinlik sebebiyetiyle... ;) 

Tate Modern 1947'den 63'e kadar power station olarak hizmet vermiş bir binadır. Binanın tasarımcısı İngiltere'nin ünlü kırmızı telefon kutularını da yapan Sir Giles Gilbert Scott'dur. Eski bir elektrik santrali binasının başarıyla sergi alanına dönüştürülmesi 81 yıllarında olmuştur... Modern sanata ev sahipliği yapan çok ilginç ve güzel bir binadır... 

İngiltere'de 4 tane Tate galery bulunmakta... Ben bu güne kadar sadece Tate Modern'in ziyaretçisi olmuştum...

Picasso & Modern British Art sergisi bu güne kadar gitmediğim Tate Britain'daydı... 

İngiliz sanatına çok ilgi duymadığım için gitme gereği görmediğim galery İngiliz sanatının örneklerini sergiler... 

Bu ukalalığı yapıp neden gitmediğimi bilmiyorum. Sonuçta sanat sanattır ve görülmesi gerekendir... Beaaa napıcam ben İngiliz  sanat eserlerini diyebilmem için sanat uzmanı filan olmam gerekir... Eeee öyle bişey de olmadığıma göre ve özel bir sergi değilse ücretsiz olarak koleksiyonların gezilip görüldüğü bi yere gitmemek ükelaaa dümbelekliğinden başka bir şey değildir efem! İşte arada yapıyorum nedensiz dümbeleklikler... ;))) Yani bide bu kaçıncı gidişim bir mimar olarak muhakkak görmem gereken müzelere-sergilere gitmiş bitirmiş birisi olarak, sanat enginliği verecek şeylere yönelmem gerekirken artık... 

(Kendime sizlerin huzurunda kızıyorum efem... :ppp) 

Herneyse, efem... Tate galery'nin üyesiyim... Yeni sergiler hakkında durmadan mail gönderiyorlar bana... Picasso sergisinin maili düştüğünde muhakkak gitmeliyim, görmeliyim huzursuzluğuna girdim... Biletimi ayarlarken serginin 15 şubatta açılacağını unutup 14 şubatta açıldığından o kadar emin davranıp dönüş biletimi serginin açılacağı güne almayayım miiiiii !!!!

Otel ve uçak halledildiğinden sergi biletimi sabahın körüne almak zorunda kaldım... Galery 10'da açılıyordu... Odayı boşaltma, valizi indirme, otelden Tate'e gelme sürelerini hesaba katıp 10.30'a biletimi aldım. 

Daha öncede demiştim, saatle gezebiliyorsunuz sergileri... Benim gibi biletiniz 10.30'sa sizi kesinlikle 10'daki grupla içeriye sokmuyorlaaaaar... Böyle büyük sergilerde bilet bulma zorluğu da yaşayabiliyorsunuz... O yüzden ben gitmeden önce biletimi alıyorum... :) Size de tavsiye ederim...

Sergi Kasım 1910'da  Post- empresyonistlerin organize ettiği sergiyle başlıyor. Picasso'nun 1919'da Londra'ya gelip etkilediği sanatçılarla birlikte İngiltere'de modern sanatın kabul edilmesinin öyküsü... Bu arada 1919'da adamlar modern sanatı konuşurken, eserler verirken benim atam memleketi kurtarma derdindeydi... Bir takım eserlere bakarken ülkemin o tarihlerde yaşadıkları usuma üşüşüp keyif-hüzün arası karmakarışık duygular hissettim... İlk defa bir Picasso sergisinde memleketim geldi yüreğime çöreklendi... ;) 

Millet rakı sofrasında memleketi kurtarır ben sergide... :ppppppppp

Picasso her ne kadar baş aktör olsa da, Duncan Grant, Wyndham Lewis, Ben Nicholson, Francis Bacon, Graham Sutherland, David Hockney ve veee Hery Moore'un eserleriyle nefis ötesi bir sergi...

1919 senesinde Picasso Leicester Square'de dansçılarla çalışıyor... 10 küsür sene önce almış olduğum ohaa kalınlıktaki Picasso ve Tiyatro kitabından tanıdığım bir çok kostüm çalışması sergide yer alan eserlerden...

Picasso'yu abidik-gubidik çizen adam olarak tanıyanınız varsa şayet bu sergide 'normal' çizgilerini de görebilirsiniz... Kübistleşmeden önceki çizdiği kadınlar Goya'nın Mayasından daha etli butlu... Bende şu anki mevcut kiloma bakıp ulan bi ressam sevgilimi bulsam da adama modellik yapıyom da ondan böyleyim ehi ehii mi desem  olmadı değil hani... :ppppp

1 saatte tadına varılacak bir sergi değildi... Bir sürü eserin karşısında dakikalarca kalmak, incelemek ve daha önceden pek bilmediğim sanatçıları biraz daha yakından tanımak isterdim ancak 16.10'da uçağım vardı... Otele dönmem, valizimi almam ordan havalimanına geçmem, Türkiye'ye getirme niyetinde olmadıkları için aldığım ceketin tax işlemlerini yaptırıp üç kuruş da olsa vergiyi geri almam gerekmekteydi... 

15 şubat-15 temmuz 2012'ye kadar devam edecek sergiyi imkanınız varsa gidip görmenizi tavsiye ederim... http://www.tate.org.uk/  

Yandaki tablo: Nude Women in a Red Armchair 1932. Bayıldım bu tabloya. Sadece posteri vardı... Çantasını yapmamışlardı... Yapsalardı alırdım... :( Bu arada sergi ücreti: 15.50 sterlin

London 14 şubat volum 4

Walla bu sonuncu yazı 14 şubatta ilgili!!! :)))))
Dönerken gel-git'in gitme etkisi bitmiş gelme etkisi başlamıştı... :) Bir önceki yazıda gördüğünüz kalp nice aşklar gibi, nice yürekler gibi silindi gitti... Mukadderaaat efendim... :ppp :)))))))))))))))

Klasik müzik sevmeseniz bile girin ve içini gezin... Royal Festival Hall memleketimde olmasını dilediğim bir konser ve etkinlik salonu... Akşam üzerleri giriş kattaki dans pistinde dans dersleri veriliyor... İçerdeki büfelerde neredeyse kendinize süper bir akşam yemeği ziyafeti çekebilirsiniz... Satış mağazası ise harika harika... Ama maalesef beğendiğiniz en küçük bir şey bile 15 sterlinden başlayan fiyatlarda... Kendime 19 sterline çay almış hatun olarak anneme 15 sterlinglik bi bez çantayı çok mu gördüm... Gördüm wallaa... Hain evlat ökkeşiyeyim ben! :pppppppp

Keyfe devam... Konser programımı alıp soğuğa rağmen sigara eşliğinde dışarda keyfe çıktım... ;)






Kitap almadan dururmuyum? Ama bu seferki kitaplar taynicik... Londra hakkında bilmediğimiz, meraklısının bilmek isteyeceği infolar... Metro istasyonları adlarını nerden almışlar... Walla metro sever olarak bilmem ve öğrenmem gerekiyodu... Şarap+sigara eşliğinde okuyup üfledim... ;) 


Salonun planı efem... Annemle gittiğimizde konserine göre anneme 27 ya da 33 sterlincik biletlerden alıyorum... Bu sefer bi mimar olarak deneyimlemek istediğim için orkestranın arkasındaki koltuklardan bilet aldım kendime... Evet akustik büyük ihtimalle iyi olmayacaktı... Önden izlemek varken arkalarında oturmak... Ama mesleki olarak merak ediyordum... Günün birinde böyle birşey tasarlarsam deneyimlemeden tasarlamış olmak istemezdim efem... Yani büyük üstaaaad mimarım efem beeen... :pppppp 

Bileti internetten alırken size istediğiniz koltuğu seçtirtmiyor... Konser biletini elime aldığım ana kadar ön sıradan olsun tanrım diye dua edip durmuştum... Bileti elime aldığımda Choir Seats'in ön sırasından olduğunu görünce öyle mutlu oldum ki anlatamam !!! :))))

Programımız efem:

Rachmaninoff Piano Concerto No. 2
Kreisler (arr. Rachmaninoff / orch. Leytush) Liebesleid (European première)
Rachmaninoff Symphony No. 2

Neeme Järvi conductor
Boris Giltburg piano



Sol yanıma 2 tane gaycik geldi oturdu. Gaylerle hiç sorunum yoktur. Ancak tüm gün sokaklarda günü bayram havasında kutlayan onlar olduğundan acep artık straightler için günün anlamı yokmu acep diye düşünmeden edemedim efem... :pppp 

Yanıma oturduktan 2 dakika sonra sol baştaki, yanımdakine hedeye verdi... Bende meraklı yan komşu olarak güya çaktırmayan bakışlarla bakılmaya koyuldum! :) Sarışın şıllık, (walla çocuğa ne dim bilemedim... Hayatımda bu kadar kıpır, kıpır, nazlı-niyazlı, cilveli bi hatun görmedim ki gay hiiiiç görmemiştim! ) paketini açtııııı ve içinden Luvi Viton'dan kartvizitlik çıktııııı !!! Ulan 9 sterlinlik yerde konser izlemeye gelen insanlar birbirine Luvi'den hedeye verir mi oldum! :ppppppppp

Şıllık gayciim, aaay çok güzelmiş diyerek 2 kırıttı sonra yalap şap sevgilisinin dudağına öpücük kondurdu !!!
Nassıl yanni oldum??? Olum, pardon kızım (:p), adam sana Luvi'den hedeye almış... Taynicik bişi olsa bile o kaç paradır leeeeyn !!! Adam gibi teşekkür et, çükünü yala, çükünü yalaaaaaa diye aklımdan geçirirken buldum kendimi !!!! :))))))))
Hatta aynı tuvalete gidebilme şansına nail olduğunuz için sevgililer gününde bi tuvalet fentaaaziside....
O noooo!!! Ayşe Arman'ın seks hayatına taka taka içimde psiko-seksüel bi manyak oluştuuuuu tanrıııım !!! Acep beni bu hale getiren Ayşe Arman'ım 14 Şubatta napıyodur diye düşünürken  hediyeyi veren oğlanla göz göze geldik!!!
Anladığım kadarıyla çaktırmadan bakan meraklı bakışlarım, öküzün trene baktığı versiyona geçmiş çünküüüü !!! :))))))

Ah ah bide aklımdan geçirdiklerimi bilseler diye gülerek döndüm... Kesin beni azcık kafadan kontak sanmışlardır dedim... Amaaan sansınlar derken,  o sırada orkestra elamanları içeriye girdiler... Allahtan zamanlamaları mükemmel oldu ve ben farkında olmadığım psiko-seksüel kimliğimden normal entel-dantel kimliğime dönüş yaptım!!!!  :))))))))))

Nefis bir konser izledik... Boris Giltburg piyanonun tuşlarına değdiği ilk saniye itibariyle beni öyle bir etkiledi ki, 1. satırdaki notalar bitmemişken benim sağ gözümden aşşağıya farkında olmadan bir damla süzülüverdi... 
Rahmaninof yani... Hani... dicek bişey bulamıyorum... Ama inanın yanımdaki kıpırdak gayciklere rağmen bu kadar derinden etkileneceğimi sanmadığım bir konser deneyimi yaşadım... Bölümler arasında alkışlamak klasik müzik kültürü olmayan Türk insanına has bi olaydır... İlk bölüm bittiğinde salonun yarısı alkışlamaya başlinca istem dışı olarak 'anaaa büyük bi Türk grubu gelmiş sanırsam' diye düşündüm !!! :))))) 

Aha benim gaycikler... Mavi-beyaz çizgili almış Luvi'den hedeyeyi... Kıpırdak pembe kazaklı da umarım sadece konser bileti hediye etmemiştir ona... :)))))) Eve gittiklerinde umarım şey etmiştir hııım... :pppp :))))))))))))
Ben sapıım galibaaaaaaaaa... :pppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppp

İlk yarı alkış kıyametle sonlandı... 2001 senesinden beri bu salonda çeşitli konserler izledim... Ve hiç birinde 'bis'e şahit olmamıştım... Ve her seferinde Türkiye'de değsin değmesin herkesi çok beğendiğimizi ve bis yaptırttığımızı düşünmüştüm. 
Adamların  zevklerine-beğenilerine hayran kalıyordum. Benim için muhteşem, ayakta alkışlanacak konserleri sadece alkışlıyorlardı... Yıllardır ilk defa alkış kıyamete ve bis'e şahit oldum... Piyanist tekrar sahneye geldiğimde sağ yanımdaki adam eliyle ne gerek var işareti yapınca sol yanımdakilere takmayı bırakıp ona taktım... Uzmanmısın leeeyn, salon ayakta alkış-kıyamet adamı geri çağırmış sen ne lüzüm var canım ükelalığındasın.. Cık cııık... :))))) Çok ağrızayım dimi... :p

Genellikle Türkiye'de piyanist 2. yarı sahne alır... Çünkü ilk yarıda sahne alırsa millet onu dinleyip kaçar... Burada elbet öyle bir şey olmadı sadece yanımdaki çok bilmiş abi kalktı gitti... İyi de oldu geniş geniş kıpırdak gaycikimle arama mesafe koyarak oturdum :pppp


Müthiş bir konser deneyimi yaşattılar... Orkestrada dakikalarca alkışlandı ve onlarda bis yaptılar... 
Orkestranın arkasında oturup izlemek çok farklı bir deneyimmiş... Şefin mimiklerini görüyorsunuz... Konser başlamadan hemen önünüzdeki müzisyenlerle sohbet edebiliyorsunuz... Ancak tepeniz deki ışıklar kapanmadığından seyirciler orkestra ile birlikte sizi de izliyorlar... İstem dışı bir şekilde sorumluluk hissediyor ve aman kıpırdamayayım, çıt çıkarmamayım diyorsunuz... Bi daha izlermiyim... Yani izlemek isteyen eş-dost olursa onların hatrına... Ama deneyimlemenizi isterim... Akustik evet çok iyi olmuyor... Ancak adamlar yapmış oraya oturma yeri neden orda da oturulmasın... :))))) 

Unutulmaz çok keyifli bir gece yaşayıp otelime doğru yola koyuldum... Otele gitmeden Tesco'ya uğrar tayni şaraplardan alırım diyordum... Bi tanesini ben içerim diğerlerini yarın Türkiye'ye döneceğim için valize atar anneye-eşe-dosta veririm diyordum kiiii artık gece 11'den sonra marketlerde-bakkallarda-çakkallarda alkol satılmama yasağının devreye girdiğini öğrendim!!!!
İngilizler içip-içip kavga çıkardıklarından hükümet yassaklamış efem deeee ulan ben turistim... Yarın sabah markete uğrama şansım yok... Picasso'nun sergisine gidicem ordan otele dönüp valizimi alıp doğru havalimanına... Olur mu leeeyn bu şimdi desem de oldu efem... Alkolünüzü gündüzden ya da 23'den önce stoklayın deeeer sevgililer gününü 4. ve son yazıyla noktalarım... Yarın Picasso'nun sergisine gidicez efem ;)