Etiketler

Yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2015 Salı

Dedenin ağacı... ;)

İstanbul'a en yakın yurt dışı kaçamağı komşu...
İpsala sınır kapısından geçtiniz miiii, 30 dkka sonra Aleksandropolis yani Dedeğaç!   

Öyle arabama atlayayım, gideyim demek pek kolay değil ama... Aslında kolay da, cep ve cepken bakımından, bürokratik olarak cıks! 

Adalarda Türk ehliyetini kabul eden komşu, ana kıta da uluslararası kurallar ve kanunlar diyor...

Turing'e gidip aşağı yukarı 500 gaymeye maaal olan 'international ehliyet' çıkarmanız gerek önce...

Ben yıllar evvel çıkarmıştım, 1 kere arabamla çıktım, yıllardır koskocaman defter boyutundaki ehliyet çekmecede duruyor... Uzatmaya Turing 200 lira istiyor! Heee oldu, komşunun ahtapotlarına değil sana bayılayım paraları??!!!

Hadi baydık diyelim, 'yeşil sigorta' denilen bişi var bide... O kaç gayme onu bilmiyorum, ondan da yaptırmanız şart! Geçmiş yıllar tecrübemden efem, Bulgaristan'da daha ucuzmuş o sigorta, Kapıkule'den çıkarken çok şahit oldum, millet o sigortayı Bulgar'da yaptırıyor... Yunan'da ucuz mudur bilmem...

Kıssadan hisse benzin hariç bi 500-1000 lira kafadan araba için harcama yapmanız şart! Eş-dost doluşup giderseniz artık bi türlü ortak hesap şeysi oluşturacaaanız... :))

Ay neee uğraşıcam bunlarla derseniiiiz, Ulusoy ve Kamil Koç komşuya gidiyor.

Ben hafta sonu memleketin akademisyen ve gazetecilerinden oluşan çılgın bi 50'lik gurupla Dedeağaç'a gittim. Çoğunluğun ailesi komşudan gelme... Benimkilerde öyle... Böyle olunca dede memleketinde bir hafta sonu keyfi yaşamaya gittik...

Kamil baba'nın Dedeağaç fiyatı gidiş dönüş 122 lira... 3 yıldızlı otel kahvaltı isterseniz 40 istemezseniz 35 avro... Cep ve cepken uygunsa, paşaportta da vize varsaaaa... Durduğunuz kabahat olm! 

Ben bugüne kadar Selanik, Kavala, Gümilcine ve adını şimdi hatırlamadığım bir sürü mübadil kasabasına hatta köyüne çok gittim ama ne hikmetse hep Dedeağaç tabelasının yanından geçtim gittim... 

Baktım giden var, durumumda uygun takıldım ağır uslu (!!!) abilerimin-ablalarımın peşineee...

Taksimden Esenler otogarına servisle gidiyorsunuz, Otobüsünüzü beklerken kahve olsun, tuvalet olsun dolanırken aaaay nasıl tarif edeyim bilemiyorum ki... Mimar olarak mimari terim bulamıyorum! Bi getto, bi bambaşka feci bir hayat! O tuvaletler, o kargaşa... İstanbul'a yakışıyor mu böyle bir yer? Dönüşte tuvalete giderken, biri beni boğazlayacak, soyguna uğrayacağım hissiyle, korkudan altıma kaçıracaktım!!! Kime nereye yazmalı, yazsak çözümü olur mu bilemiyorum... Otogara uğramadan bu seyahat yapılsa alaaa olur! Belki Ulusoy uğramıyodur? 

Her neyse efem yolculuk aşağı yukarı,6 saat sürüyor. Gümrükler de in-bin, paşaport göster, şanslı yolcuysan valizini aç vs... :) 

Freeshop'tan aldığımız Metaxalarımızı muavinin servis ettiği kahveye koymamız ve içmemizle hoop Dedeağaç'a geldik! Sınırdan bi kahve servisi ve içmesi mesafesinde yani...

Sahil kenti...
Sakin...
Aynı biz...
Komşunun bize yakın bölgelerinden pek başka bir ülkeye geldiğinizi anlamıyorsunuz zaten... Bi dil bi de para başka ülkede olduğunuzu hissettiriyor...

Liman kenti Alexi, Türkler için yeme-içme ve alışveriş cenneti... Türk kadınının bir türlü anlamadığım 'Zara' takıntısı burada da vuku buluyor! Memlekette Zara olmasa anlicam da, wallahi anlamıyor ben! Benim için Yunan'da alışveriş salam-peynir ve aşkım biram Mythos demek... Ama bacılar için 'Zara' !!!

Neyse efem, benim ağır başlı diye adlandırdığım gurubumla ana caddedeki otelimize yerleşir yerleşmez çil yavrusu gibi dağıldık kentin sokaklarına...

Şehrin simgesi feneri görüp, sahilde tur atıp bir meyhaneye çöküp cumayı başlatma kararı aldık alışverişe gitmeyenlerle :) 

Kent çok kolay, her yol Roma yerine fenere çıkıyor!
Sahil düzenlemesi çok başarılı değil. Sahilin büyük bir bölümünü liman ve demiryolu kesiyor... Limanı arkanıza bıraktığınızda sahil kenarında büyük bir yeşil alan ve oyun parkları var... Baharda ve yazın daha canlı ve keyifli olur. 

Şansımıza güneşli bir hafta sonu olduğu için uzun sahil parkurunda çok keyifli yürüyüşler yaptım. Bu arada fotoğraf çekme aşkına kumsala çekilmiş kayıklara doğru yürürken komşunun köpekleri tarafından feci kovalandım! Isırılmaktan kıl payı kurtuldum. Aman, biraz bekçi köpeği sorunu var... Kayıklarınızı mı çalacaktım üleeeyn! 2 instagram fotosu çektirmediler bana! :))

Kentte huzur hakim...
Korna çalan kimse yok...
Birbirine bağırarak konuşan kimse yok!!!
Öyle böyle değil, keyif veren ama huzursuz bir toplumdan geldiğiniz içinde sizi rahatsız eden bir huzur!!!
Laaayn 2 bağrışın yeaa!!! 

Klasik Yunan maması deniz ürünleri ve sahile çıkan ara sokakların arasında yer alan şişçiler  Dedeağacı yeme-içme konusunda çeşitli kılıyor!

İlk gece Alexis'in meyhanesine çöktük. İnternette araştırınca önünüze çıkan Türklerin gittiği Nisiotiko'ya hiç gitmedik! Çünküüü adam pahallıymış! Yanımda gide gele Dedeağaçlı olmuş insanlar varken elbet söz dinleyeceğim! Alexis'i tavsiye ederim amaaa sakın ev yapımı çiprosundan içmeyin! Özel kişilere özel servis diye sunduğu çipro içen herkesi duman etti!!! :)))

Klasik Yunan hayatı... Kahvaltının yap çık, sahide ki cafelerde saatlerce otur kahve keyfi yap, mayış, kalk dolan, bir mekana çök kafayı çek sonra git yat sonra yeniden... :) 

Şansımıza christmas pazarı kuruluydu... Ufaktan süslenmeye başlanmış ağaçlar, noel babalar... 
Çok uzaklara gitmeden ortam değiştirmenin keyfi, rahatlatıcılığı...
Yunandan daha çok Türk vardı ama :)
Yunan Trakyası çoktaaan bize geçmiş ama Yunan'ın haberi yok! :)))

Dedeağaç'ın keyfini tam çıkarabilmek için baharda veya yazın gelmenizi tavsiye ederim ancak, kar-kış demeden de bir soluklanma bir huzur, bir kafa boşaltma bir eşle-dostla eğlenme için ala bir yer...

Nefis ahtapotları, yeni keşfettiğim tabak yerine kağıtta servis edilen suvlakileri (şiş domuz veya dana), huzur, yeni yıl öncesindeki süslemeler, iyi ve güzel geldi...

Yunan'a gidince bol bol yiyiliyor ve içiliyor...
Yedik-içtik...
Şarj olmuş bir şekilde döndük...
Döndük ama sınırdan geçtikten sonra o İstanbul yolu bir türlü bitmiyor be anacııım! 
Bi girişimci sınırdan İstanbul'a bi heli servisi başlatsa ala olur valla! :)))
Ben Kavala'yı çok seviyorum... ama yolu uzak... Kavala'da Osmanlı'dan kalma kalenin kaygan taş zemininde düşmemle oluşmuş menüsküslü dizlerim oturarak çok uzun yola gelemiyor... 

O taraflara arabasıyla giden ve zırt-pırt mola vererek bacakları rahatlatacak birileri olursa arayın beni gelirim ;) 

30 Kasım 2015 Pazartesi

Koşa koşa Kos! ;)

Elbet koşa koşa değil... Tekne ile... Yok tekne dince havalısından, özelinden gibi oldu... Bildiğin ferry! Feribot!

Bodrum'dan Kos'a Turgutreis ve Bodrum merkez limanlarından gidiyorsunuz... Daha önce 3 defa günübirlik Kos seferlerimin 2si Turgutreis'ten diğeri Bodrum'dan olmuştu... Turgutreis'ten daha yakın... Ama Bodrum limanından gidince daha bi liman liman, daha bi afilli... Güzelim ahşap teknelere bakıp bir gün çıkmayı hayal ettiğiniz 'Mavi Yolculuk' düşlerine dalarak...

Yaaaa hep söz veriyosun ama gitmiyoruz!!! Ne zaman bu güzelliklerle mavi yolculuk yapıcaaaz yeaaaaaa?!?! Diye sabah sabah cırlayarak 20 küsür senelik arkadaşımın sabah şekeri oluyorum!

Aaaa keyifli de olsam mutlu da olsam yalandan-şakacıktan olay çıkarıp hayatımıza renk katmayı-heyecanlandırmayı çok severim! Ozy Ozborn laf etmeeezzse olmaz! :))

Önce bi Kos'a gidelim... İnş mşl onu da yaparız diyor... Diyor ama 'laayn olm bununla bi başıma seyahate çıkmak pek akıl karı değilmi' bakışlarıyla! Yerim o korkmuş bakışlarııı! 1. raund hayata heyecan katma galibiyeti sevimliliğimle yolculuğumuz başlıyooor! :) 

Adaların hepsinde genellikle aynı sorun var; Merkezde gezecek görecek pek bi yer olmaması... İlla araba kiralayıp bir veya 2 gece konaklamalı bir program şart! 

Kos sevgili doktorlarımızın Hipokrat babalarının doğduğu yer olarak kabul görülen ve şans eseri merkezdeki antik kent kalıntılarıyla günü birlikte keyif veren bir ada... 

Limandan çıkar çıkmaz sizi bir Kauçuk ağacı karşılıyor ve rivayete göre Hipokrat amca o ağacın altında öğrencilerine ders veriyomuş! Son çalışmalarda ağacın Hipo amca kadar yaşlı olmadığı çıkmış ortaya ama ossuuun! Rivayetler her zaman bilimi yener!!! :)  Dakka bir gol bir ilk turist habiti ağacı fotolamak! Ben bu sefer fotolamayıp Hipokrat amcanın ruhuna seslenerek ağacın koca gövdesine dokunup şifa diliyorum... Hastalanmaktan koru beni Hipo'nun ağacııı!

Plan iç bölgeleri keşfetmek... Araba kiralayıp, valizleri bagaja attığımız gibi el-kol özgür dolanmak! 

Her ada aşağı-yukarı benzerlikler gösterir... Limandan çıkarsın gemicisi-uçakçısı-araba kiralayıcısı bi köşede seni bekler... Ama Kos'da öyle değil... Valizini çeke çeke turist kalabalığına ayrı bir renk ve nedense korku da veren Suriyelilerin arasına karışıp kentin içlerine girmen gerekiyor ! 

Bu arada Kos merkez de bisikletlere dikkat etmeniz gerekiyor... Kaldırımlar üzerinde onların yolları! Elimde valiz varken, kaldırım yayalarındır dayılanması yapmayı deniyorum aaaa o nee kendilerini Amsterdam'da sanıyolar! Kimsenin yol verdiği yok! Hep hayata ben mi heyecan katmak için muzurluk yapacağım! Bu sefer Kos'un bisikletlileri heyecan yaşatıyor!

Limanın karşısındaki cafelerin arkasındaki sokaklar biletçi-arabacı dolu... Merkezde park sorunu olduğundan arabanızı getirdiklerinde koştura koştura caddeye çıkmanız, zaten yoğun olan trafiği daha fazla yoğunlaştırmadan arabanıza atlamanız gerekiyor...

Aaay bu Kos çok zahmetli bi ada yeaaa!!!
Bugüne kadar adalarda çok araba kiraladım ama Kos'da ki deneyim ilk oldu! Koskoca 40'lık iki yetişkin araba nasıl kullanılır birifingi aldık! Motorculara dikkat etmemiz konusunda o kadar uyarıldık ki neredeyse korkup boşver abi yeaaa merkezde Bodrum'a baka baka takılalım diyecektim! 

Hiç bir adada adam gibi harita yoktur... Basit harita ile maceraya başlarsınız... Her şeyin  teknolojikleştiği şu günlerde google amcaya sormadan yol bulmak, yanlış sapağa girip macera yaşamak en sevdiğim şeyde yanımdaki Alman şirketinde çalışa çalışa programlı ötesi programlı olmuş kanki de de durum öylemi acep? Amaaan dilse diil... Tatile geldik! relaxlayacak! Türklüğün özüne dönecek! Ne öyle Alman Alman haller! 

Bu adam beni akşam olmadan Kos'un ıssız kumsallarına gömecek yeminlen! :p

Kos Türklerin yaşadığı bir ada... Ve nerden duyup uydurduysam da Zia köyünde yaşıyolar! Walla! :)))

Kankiyi direksiyona atıp sevimli basit haritayı elime alıp ilk durak Zia dedim... Dedim ama, milletin düzden gittiği yere biz tersten çıktık! Şirket yöneticisi adamın diline harita okumayı bilmeeez mimar olarak düştüm ya o kötü oldu! :))) 

Tersten mersten, çok güzel çamlık, kimselerin olmadığı dağ yollarından Bodrum'la flörtleşe flörtleşe Zia'ya geldiğimiz de manzara nefesimizi kesti dee, kanki de Türk köyü olmadığını öğrenince beni kesti! 

Aaaa ne şiddet yanlısı kanki bu yaaa!!! :p
Telefon çekse SOS vericem! :p

Türk köyünün aşağılarda olduğunu öğrenince nefis manzarayı içimize çekip bu sefer doğru yoldan Platani'ye doğru yola koyulduk...

Yol üstünde Asklepieion kalıntılarına da göz ucuyla baktık... Adam işletmeci, acıkmış, kadın saatlerdir yanlış yollarda onu gezdiriyo ve yüzünde mutlu bi gümsemeyle pek arkadaşına yaşattığı sıkıntılarda umrunda değilmiş gibi...  Taşı napiiim diyo doğal olarak! Taş ol emiiii?! :p 

Eski Hollanda Büyük elçimizin önerdiği Arab'ın Yerine dalıyoruz Platani'ye gelir gelmez...

Köşede, bahçe içinde yeşilliği bol serin ve keyifli bir yer... Aksanlı ve aksansız Türkçelerimiz kavuşuyor, sıcaktan su kaynatmış beyinler için önden bir Mythos söylüyor ardından Yunan usulü musakka söylüyoruz... Hani deniz ürünleri yiyecektik diyor...  yicez ama burası yeri değil... Ben seni götürücem... Nereye götüreceksem... Adanın içini çook biliyomuş bir edayla... anaaam bu benden kalamar yapacak walla! 

Karınlar doğuyor, Mythos kana karışıyor ve relaxlama başlıyor...
Haydi yola...
Kefalo's körfezine gitmece... Yol üstündeki plajlarda durmaca, körfez civarında kalacak yer bulmaca...

Ben genellikle adalara gittiğimde otel ayarlamıyorum... altında araban varsa beğendiğin yerde durup konaklamak daha cazip geliyo daaaa, şincik otel bulamazsak, Kıprıs'da öğrenciyken ilk arabam Fiyat Pandaydı aaaa ben onu özledim ondan kiralayalım diye kiralattırdığım tayni arabada yatmak zorunda kalırsak işte o zaman Kefalos körfezinden Bodrum'a kadar yüzmem gerekir ki oy oy! Ciğerlerim yetmez, açık denizde kaybolurum, köpek balıkları yer beni!!! 

Plajlara dik toprak yollardan ulaşıyorsunuz... Nasıl güzel... sade, basit... Tabi yanımda Bodrum sevdalısı bir Bodrumlu olunca her durduğumuz plajda Bodrum'a övgüler... Eeeef! Taaaam vatan güzel, Bodrum'da güzel deeee olm şuraya bak yaaaa... Bırak memleketi! 

Plaj yolları için bir jeep daha mantıklı olur... Ama elde Panda var... Önümüzde mororlar, atvler... Kiralama şirketinin neden çok uyardığı plaj yollarında ortaya çıkıyor... Genci yaşlısı kafası iyi... Atv denen şey ayıkken bile tehlikeliyken bu kafası güzellerin altında daha bi tehlikeli! Bütün seyahat boyunca aman önümüzde olmasınlar, aman arkamızda olmasınlar dedik durduk! 

Bir sürü biçe uğraya uğraya, kıymetli bedenlerimizi suyuna deydirecek biçi Kamari'de bulduk... Hem oteli hem biçi! Küçük bir sahil yerleşkesi... Boydan boya plaj... restoranlar, 2 katlı binalar... Sakinlik, huzur, güneş, ağustos böcekleri ve çılgınca baştan çıkarıcı mavilikte egeeee! 

Burda sadece kalmayalım, ev alıp yaşayalıııım!
Sen benden daha zenginsin, şimdi bi arsa bakalım ben çizim, inşa edelim sonra bekçin mekçin olim...
Yok ikna edemedim! Cimriii !!! :p

akşam üstüne doğru sonunda bedenlerimizi sere serpe kumuna-denizine attığımız Kamari'nin Agios Stefanos plajı öyle huzur ve üstsüz doluydu ki!!! Anaaaam bütün kadınlar açmış! Olm saat 10 yönü, saat 3... Adama cicik beğendiremedik! Eeee beni de en huysuzu bulmasa şaşarım... :))) 

Denizin mavisi, suyun sıcaklığı, balıklar, sakinlik, bir türlü beğendiremediğimiz üstsüz bacılar, Mythos'un buuuuz gibi serinliği... Ben bir nevi huzur ve mutluluk cennetindeyim! Sakız'ın bu kadar keyif veren plajları yok! Kos'u baya baya kıskanmaya ilk o an başladım! Ve kıskançlığım nefiiiiis deniz ürünleri servis eden restoranlarıyla tavan yaptı!!! Olm Sakız'ın yarısı bile olmayan ada gurme ada çıktı!!!!!

Hayatımda yediğim eeeeen leziz beybi kalamarları, böcekleri Kos'da yedim! Ve bilerek değil rastlantı eseri seçip gittiğimiz restoranlarda!!!!

Ulaaan Sakız neden nefis midye yapan yerin yok!!!!

Sahilin dibinde bir otelde kalınca her dakika sahilin tadını çıkartmadan duramıyor insan...
Hele şansımıza ilk gece yan komşu tavernada düğün yemeğine denk gelince, kanlarımızdaki çiproların bize verdiği samimiyetle komşuyuz biz, biz de bi yarım takalım dedik diyerek düğün eğlencesine katıldık kiiiii... Evlenenler bizim yaşlardaymış... Şansımıza çalan parçalar geeeençliğimizden çıkmasın mı ?! Yıllarca düşünsem aklıma gelmeyecek parçalarda kumsalda kayan bir kaç yıldızın altında  dans edip eğlenmek, düğün sahipleriyle ahbap olmak çok keyifliydi...

İlk defa gittiğim bir yerde gün doğumuna uyanmayı çok severim... Kargalar bile uyurken, o kadar alemden sonra nasıl cin gibi kalktığıma şaşarak sahile gittim... Benden başka kimsenin olmadığı kızıl karartı da bütün plaj boyunca yürüyerek günü doğurmak çok keyifliydi... O saatte denizde çok güzeldi de... popom yemedi... Ben ve hayal güçlerim... Tek başına pek bırakılmamamız gerekiyo... :)

Günü doğurup tekrar yatmış ben, hadiiiii gün kaçıyoooo uyan diye vurulan kapıya homurdanarak uyanarak 2. güne başladım! Ben günü çooktan yakaladım, kaçıran sensin, kahve de yok elinde... kahve içmeden sevimli olamam kiiii !!! 
Öyle bi bakış yedim kiiii...Ahaaa dün gece olmadı ama bu sabah doğrayacak beni! :)))

Bugün yol günü! Tepelere çıkıp arka tarafa doğru inicez... Söylenene göre Kochylari bay tarafı rüzgarlı olurmuş... Görüciiiz... Ama önce kahvaltı!
Kahvaltı ama adam tutturdu kahvaltıyı arka sahilde yapalım! Aç ve kahvesiz bi Ozy! O beni değil ben onu doğrayacağım haberi yok! 
Neyse uslu yol arkadaşı olim... Ne kadar uslu olabileceksem kahvesiz... 

Nefis manzara eşliğinde (huysuzluk yapmamamı manzaraya borçluyuz :p) Tepeleri aştık ve Ag. Theologos'a geldik... Tepede, kayaları döven egeye bakan bir restoran... İncin top oynuyor havasında... Yicek bir şey bulamicaz ve ben kankiyi yicem kemiklerini de kayalıklara savurucam herhalde derken servisin olduğu ortaya çıktı... Çaycı kanki çayına ben kahveme kavuştum... Nefis bir omlet ziyafetinden sonra kafalar çalışmaya başlayıp, etrafa alıcı gözle bakınca mekanın Kos'daki en güzel gün batımı izlenen yer olduğunu öğrenip 19.30 civarlarında gelmemiz gerektiği söylenerek yolumuza düştük...

Muhakkak Limnionas gidin diyorum!
Tanrııııım, yemek yapmıyorlar... mucize-aşk yapıyorlar!!!
Bir tarafı tayni bir koya diğer tarafı balıkçı barınağına bakan, açık deniz egenin ihtişamlı köpüklerini görerek hayatınızın en lezzetli deniz ürünlerini yediğiniz Limnionas cafe kaçmaz diyorum! Böylesine lezzetler yapan bir yer için cafe demek! Ooo mödyöö! 

Kos şarapçılıkla uğraşan bir ada... Mythosdan-çiprodan bir türlü fırsat bulup şaraplarını tadamadım... Masamızdaki nefis yemeklere rağmen sağımdaki solumdaki masalardaki şişelerden gözümü alamadım... Alamadım ama tadamadım da...

Adalarda restoranların en büyük eksikliği nefis yemeklerden sonra kestirecek yerlerinin olmaması! Koy şuraya hamak! Azcık uzanalım! Güneşin altında pişmiş tayni arabamızda yapmamız imkansız olduğundan kestirme keyfinden yoksun düştük yine yollara... Pek harita umrumuz olmadı bundan sonra... Her biiç yazısına daldık, çıkalım derken kaybolduk, tayni bir ağaç altına sığınmış keçileri sevdik, güzel gözlü eşeklerle selamlaştık, sarı kızların sütünü çalsak mı diye plan yaptık, arabayı toza buladık, girilmedik tayni yol bırakmadık, havalimanındaki tayni pırpır uçağa selam verip ne sevimli şeysin sen diye sevdik! Bir uçağı sevdik!!! 

Hadi ben mimarlar uçuk-kaçıktıra sığınırım da yönetici adam neye sığınacak! Onu da bozdum 2 günde! :)))

Mayoların hep altınızda olması gerekiyor... Beğendiğiniz yerde durup hoop cup deniz... 
Küçük bir ada olduğundan yol yapmaktan da yorulmuyorsunuz... ha tabi Panda'mı özledim diyip Panda kiralatıp direksiyonuna hiç geçmeme gibi bi terbiyesizlik yaptığımdan ben yorulmamış olabilirim yol yapmaktan da... Kankiyi bilmem... :)))

Gün batımı saatine kadar keşiftir-denizdir ile geçti gün... Vakit gelince gittik Ag. Theologas'a... Yanımda prof makinemi getirmediğim için pişmanlık duyduğum andır!

Kayalıklara çarpıp köpüren ege ve köpükler de yıkanan keçiler... Biraz ilerde tüm heybetiyle kıpkırmızı güneş... 
Titreye titreye  egeye doğru inerken kızıllık, keçilerin köpüklerle yaptığı dans... 
Rüzgar saçlarınızı savurup bedeninize tatlı bir ürperti verirken, karşınızdaki manzaranın güzelliğinden duyduğunuz mutluluk... Nedensiz bir sevinç ve bir sürü şeye şükretme arzusu hissettiğiniz  an...
Güneş egeye kavuştuğunda ortalığı saran kızıllık...
Kızıl karalıkta şerefe kaldırılan uzolar...
Veeee o güzel manzara kadar güzel olan enfes bebek karidesler...

Her güzelliğin bir sonu var!
Dönüş günü...
Aaay adam iş adamıymış... İşleri güçleri varmış! Gıccııık! Oysa Kos'un komşusu tayni adalara gidecektik haniiii...
Mukadderaaat!
Hızlı bir merkez turu...
Bu cami, bu antik kent...
Bi durup gezeydik...
Son gün taş gezeceğin tuttu senin deeee !!! Olm ben gitmeden bi kere daha altın vuruş yapmak istiyorum Nick The Fisherman'a gidicem! 
Azcık gezseydik...
Önce altın vuruşu yapalım gezdircem ben seni...

Nick The Fisherman, pazartesileri kapalı... Aklınızda bulunsun... Bebeğim, hep birlikte dua edelim avro düşsün!
Allahııım altın vuruş bundan daha iyi olmazdı!
Anlatmim şimdi... Gidin yiyin gari... :)

Kos merkez Suriyeli dolu... Güzelim sahilde rengarenk çadırlar... Bir yandan yüreğiniz cızlıyor ama diğer yandan o renkli çadırlarla bilmeden bir güzellikte yaratmışlar... Karışık hisler yaşıyorsunuz... Dandik botlar sahile bağlanmış... Ortada yatan-oturan bir sürü insan... Çok karıştığınız bir yer olmuş merkez...

Sözüm söz diyip antik kent turumu attırıp sevdiğim cafelerden birine götürüyorum kankiyi...
Önünde plaj vardır... Aura. 
Üstsüz kadın cenneti olmuş Kos! tam buuuuz gibi frappelerimizi içip gemiye binmeden 2 kadın kesecekken Türk abiler görüş alanımıza giriyor!!! Para ile görgü bir arada olsun yaaaa nolur yaaa!!! Kusucam yaaa!!!

Memleketimin güzel insanları frappe keyfimizi hızlıca yaptırtıyor bize...

Bodrumdaysanız Kos'a gidin. Ama araba kiralayıp içerdeki huzuru,bakirliği yaşamaya gidin... kafası güzel motorculara ayrı bi dikkat edin...

Sakız'ım büyük, mimari anlamda daha çok cezbedici yeri var desem de Kos gusto ada! Oy oooy... O lezzetleri yemek için senede bir Bodrum şart oldu artık! 

Ege az çapkın değildir... Yürekleri çalar...
Adalarının da kendinden geri kalır tarafı yok...
Gidin ege her şeyiyle çalsın yüreklerinizi... 


Ah ulaaan şimdi bi beybi karides olaydı... ;) 

28 Nisan 2015 Salı

Girit Çıkarması - Heraklion.

Yunan adası sever ben Girit'i keşfe gittim... 
Daha önce limanlarına gemi ile uğramışlığım vardı... 
Bir yerde kalmadan, incik cincik dolanmadan o yeri görmüş sayılmayacağından, yazın tarifeli şimdilerde tarifesiz özel uçuşla Aegean Airlines ile Girit'e uçtum efem...

1 saat 20 dakika süren uçuş pek bi keyifli... Hosteslerinin kolsuz entarileri  yazlık-keyiflik bir adaya uçtuğunuzun habercisi...

Doğu Akdeniz'in  2. büyük adası Girirt'in Heraklion hava limanına iniş uzun zamandır yaşadığım eeen keyifli inişlerdendi! 

Hava limanı denizin dibinde ve uçak denizin üstünden alçalırken, denize mi incez looo  heyecanı yaşıyorsunuz... 

Tipik küçük fonksiyonel hava limanına iner inmez adanın keşfi başlıyor...

İlk durak Minoan Uygarlığının dünyaca ünlü sarayı Knososs! 
Tarih severseniz, mimarsanız doyamayacağınız bir yer Knososs sarayı! Anlat anlat bitmeyecek bir yer! 

Kalıntılar çok güzel korunmuş... Müzeye taşınan eserlerin yerlerine replikaları yapılmış... 

Renkler, mimari, konum harika! 
Böyle bir kültürden gel ama devam ettirememe... 
O eski Yunanlılarla şimdikilerin alakası yok! Olsa bu topraklar hala sanatın beşiği olurdu!  

Antik kent turundan sonra şehir turu ve otele yerleşme...
Otelde gitmeden önce herkesin bildiği ünlü Zorba'nın yazarı Nikos Kazancakis'in  mezarını ziyaret... Şehre tepeden bakan kalede huzur içinde uyuyor...

Heraklion bizlerin daha çok bildiği adıyla Kandiye güzel bir sahil kenti... Klasik Yunan kimliği olmayan fazlaca Venedik'li. Girit klasik bir Yunan adası değil zaten. Venedik kimliği baskın olan adalardan...Kıbrıs, Rodos tadında... 

Adalara niye gelinir? Ahtapot keyfi yapmaya gelinir! :) 
Nefis gün batımı keyfini yaşayarak sahil boyunca yaptığım yürüyüş sonrasında kendimi sahildeki bir restora attım... Klasik Arnavut garsonlar! Bir Sakızım'a gelmemişler bu Arnavutlar'da! 

Türk olduğumu öğrenince garson bi aşka geldi... Ben Arnavut, ben Arnavuuut! So what bebeğim? Ben Arnavut sevmemki!!! :)))

Neyse efem, mönüde Girit'li Türklerin ağızlarından düşürmedikleri otlardan bulamadım... Hoş bulsam da ben kendi klasik ada menümü yiyecektim zaten... 

Aylar sonra kavuştuğum sevgili biram  Mythos, ahtapot ve kalamariiiiii... Bene bene molto bene!!! Yunanlılar tek kişilik tabak yapmalı!!! İstediğiniz her şey 2 kişilik geliyor! Bea adam tamam deniz ürünlerinin hastasıyım daaaa nasıl bitiricem bunca şeyi!!! Yea allah yeeeden içmeye fırsat kalmıyor aq! :))) 

Antik kenti gezip müzesinini gezmeden olmaz diyip ertesi sabah müze açılır açılmaz otelin karşısındaki Arkeoloji müzesinde soluğu aldım! 

Tanrıııııııım!!! Arkeoloji eserleri çalma derneğine üye olmak istiyorum!!! Yüzyıllar öncesinin el işçiliği nasıl nefis!!! Nasıl şahane!!!! Küçük bir tanrıça heykeli çalsam olmamııı?! 

Ah hangi eseri anlatsam!!! Küpler,çanaklar, takılar, tayni tayni tanrılar-tanrıçalar... Renkleri nefis ötesi duvar resimleri!!!! Tanrım bir tür cennetteyim!!! 

Tüm günümü müzede geçirebilirdim ancak 3 günlüğüne gelmiştim ve gezilecek başka kentlerde vardı...

Üzgün bir  şekilde müzenin çıkışındaki mağazaya yöneldim, 3-5 bir şey alayım diye... Anaaaaam yeminle çalmak ve hapse girmek daha ucuz olur!!! 

Tamam eserlerin hepsi hand-made! Hepsi orjinallerinin şahane kopyesi de tayni şeye 70 avro verilir mi yahu? Daha kaç gün burdayım! Kalamariii paralarımdan mı olim?! :( Bi şey alamadan çıktım... Çok çeşit yoktu zaten... İnsan o nefis duvar resimlerinin posterini yapar, çanta yapar... T-shirt yapar! Tayni tayni oha paralık heykelcikler yapacağınıza... Di mi ama!!! 

Neyse efem, bir daha yolum düşerse hırsızlık diyorum... Size de tavsiye ediyorum... ;)

İlk yazıyı burda bitirelim, siz okuya dururken ben diğer günleri, kentleri yazayım... :) 

26 Nisan 2014 Cumartesi

Sakız Roket Festivali (O son leyleği görmeyecektim abiii)

O son leyleği görmeyecektim !!! 
Evet Nisan ayında en çok bu sözü tekrarladım! 
Nisan'da gezmediğim kadar gezdim. Gökçeada, Adana, Çeşme ve Sakız! 
Leylek sever olunca, leyleğe karşı gelinemiyor işte! ;)

Her yaz Sakız'a gidip geliyorum biliyorsunuz. Adanın kendine özgü festivallerini duyuyor ama bir türlü denk gelemediği için gidemiyordum. 

Çeşme'mi özledim, bahçem ne durumda acaba yeaa bi gitsem mi dediğim dönem rastlantı eseri Sakız'ın Paskalya festivaline denk gelince bir taşla 2 kuş vurayım dedim. :) 

Hıristiyanlık aleminin en önemli bayramı Paskalya. İsa'nın çarmıha gerildikten sonra 3. günde dirilişi kutlanıyor. Tam kesin bir tarih yok bunun için, Mart sonundan Nisan sonuna kadar kutlanmakta. 

Bir gezgin olarak zaman zaman Avrupa'da Paskalya dönemlerine denk gelmiştim. Hepsi heybetli dini törenlerle kutlanıyordu. Mesela İspanya'daki çok etkileyiciydi. Paskalya töreni diyince aklıma hep o gelir...

Neyse efem biz cikletime döneliiiiim; Adanın Vrondados kasabasında ne zaman başladığı bilinmeyen bir paskalya yortusu kutlama festivali var. İki kilise birbirine roket atıyor! Bir nevi Roket savaşları! Söylenceye göre iki cemaatin çocukları arasında sürtüşme yaşanmışmış... Birbirlerine sapanla taş atıyorlarmış...Ve bu sürtüşmeye büyüklerde katılıncaaaa Paskalya bayramı kutlamaları çığrından çıkmıııış! Çocuğun aklına uyarsan olucağı budur yani ! :p 

İşin içine büyükler girince tabi sapan atmamışlar birbirlerine! Toplar tüfekler atılmaya başlanmış! Sonra bu gelenek haline gelmiş... Kiliselerin avlusuna konan toplarla kuru sıkı ateş ederek birbirlerine paskalyayı kutlamaya başlamışlar... 1889 yılında bilinmeyen bir nedenle kiliselerin avlusundaki toplar sökülmüş ve paskalyayı ateş ederek kutlama geleneği unutulmuuuuş...

Sonra bir gün biz bu geleneği devam ettirmek istiyoruz demişler ve Osmanlı'yı kızdırmayacak bir yöntem arayışına girmişler... Havai fişek imaltçısın Korakis'ten top kadar tehlikeli olmayan ancak kuş kaçırandan daha tesirli olan bir 'fikir' istemişler... Oda 'roket' üretmiş! Ve her iki cemaat ondan aldıkları roketlerle geleneklerini sürdürmeye başlamışlar... Sonra her iki taraf kendi roketlerini üretmeye başlamış ver  tüm yıl boyunca paskalya gecesi için roket üreten atölyeler açılmış! 

Adamın işine bak! Roket yapıyorum! Böyle diyince Nasa da masada çalışıyo sanmayın sakın! Sakız'da bir roketçiyle tanışırsanız bilin ki o uzay roketçisi değil! ;) 

Sakız'a o kadar çok Türk gidiyor ki, gümrükte İngilizce değil Türkçe kitapçıklar sizi karşılıyor! Bu sene Roket Savaşları ile ilgili çok kapsamlı bir kitapçık hazırlamışlar... Roket savaşlarının tarihi, roketlerin yapımı, roket yapan atölyelere kadar bilgi veren bir kitapçık! 

Çeşme limanından gemilere binip Sakız'a çıkartma yapan biz Türkler Sakızlılardan daha çok gelenekleri hakkında bilgiye sahip bir şekilde adaya ayak bastık!

Bu arada aramızda kalsın o kadar çok Türk turist vardı ki, bir kaç roketi ele geçirsek adayı geri alabilirdik! Sakızlılar azınlık haldeydi! :) 

İlginç bir festival... Ama görmezseniz ölmezsiniz... Ancak ışık seviyorsanız, benim gibi maceracı-meraklı bir tipseniz ve burnunuzun dibindeki adaya zırt-pırt giden  ve ada hakında blog aleminin en kapsamlı yazılarını yazmış biriyseniz gitmeden-görmeden olmazdı... Nisan ayında Çeşme civarındaysanız, farklı bir cmts akşamı yaşayalım dediyseniz, nefis ada ahtapotu keyfi yanında 4 saat ayakta izlemesi çok çook keyifli olan gerçekten masal alemine taşıntığınız bu festivali size tavsiye ederim. 

Adalarda toplu ulaşım dert biliyorsunuz... Ya motor ya araba kiralamadan olmuyor. Benim avrolar az olduğundan bu sefer araba kiralayamayacaktım... Naparım ederim de festivalin olduğu tepeye çıkarım diye düşünürken, Çeşme'li feribot firmalarının gece için tur düzenlediklerini öğrendim. Ege Birliğin devamlı müşterisi olduğumdan ve yalnız olduğumdan biz seni tur otobüsümüze alırız dediler... Ancak adada olsa AB'li olan Sakız yönetimi hazırlattığı kitapçıklarda ulaşımı çözdüğünü,  belediyenin ücretsiz servislerini kullanabileceğimizi yazmış... Yazmış ama adamlar öyle uzak bir noktayı seçmişler ki bu otobüsleri kaldırmak için ahtapotlu Mythos keyfimi çoook erkenden bitirip yollara düşmem gerekiyordu! 

Gide gele adalı olduğum için, Türk personel çalıştıran ve Sakızlı personelini de Türkçe kurslarına gönderen Karinas Turizme kafamı uzattım... Dedim akşama köye bi araç kaldıracakmısınız... Kaldıracağız dediler... Gidiş-dönüş 5 avro! Ala alaaa dedim... Mythos keyfime devam akşama görüşürüz... :) 

Daha öncede yazmıştım, Sakız denizcileriyle ünlü bir ada. Kolomb bile Amerikayı keşfine Sakızlı denizciler alarak gitmiş... Tabi Amerika yerine Hindistan'ı keşfetmeleri Sakızlı denizcilerin suçu olmasa gerek! :p ;) 

Festivalin yapıldığı bölge Sakız'ın en güzel sahil kesimi... Sevgilini al git keyif yap bi bölge... Tavsiyem olunur size... Ahtapotu Sakız merkezde Yanni'de yiyeceksiniz ama kalamarı buralardaki restoranlarda! Arabasız olmuyor ama... 1 gece kalacak araba kiralayacak ve hayatınızın en mi en nefis kalamarını yiyeceksiniz bu bölgede... 

Vrondados paskalya festivali saat 19.30'da deneme atışlarıyla başlıyor... Tur otobüsleri ve belediyenin servisleri saat 20.00 itibariyle gitmeye başlıyorlar... 21.30 civarlarında muhteşem bir fişek şöleni başlıyor kiiiiii Çeşme'nin ışıklarına bakarak iki cemaatin birbirlerine yolladığı fişekleri izlemenin keyfine doyulmuyor! 

Sakız'a bir Türk girişimci lazım! Fişek atışlarını en güzel tepelik bölgeden seyrediyorsunuz... Yerliler ve biz turistler hep birlikte tepelere konuçlandık, konuçlandık ama ne oturacak bir yer var ne su alacak bir yer! Girişimci bir Türk olsa gelse orda su, çay, alkol satsaaaaa ooooo bebeğim bi gecede avro zeeengini olur! Valla seneye o işe giricem ben! Ortak alırım ama fikir benden çıktığı için paranın çoğunu alırım ona göreeee! ;) 

Roketlerin ıslığa benzer sesi, gökten yağan ateş, uzaktan görünen Çeşme'nin ışıkları... Hafif ısıran havaya rağmen çok çok keyifli bir görsel şölen izledik. 
22.30 gibi iki cemaat ateş kes ilan ediyor ve kiliseye gidip dua ediyorlarmış... Bizler o dua değil içki molasıdır dedik! :) 
23.00'de 24'e kadar asıl gösteri başlıyor... Kiliselerin kulelerine isabet ettirmeye çalıştıkları roketler 1sn bile durmuyor...
Piiuw piiiuuuw bir sağdan bir sodan durmaksızın ateş yağmuru... Gecenin siyahlığında kırmızı kıuruklu yıldızlar...

Saat tam 24'ü gösterdiğinde kiliseler çanlarını çalmaya başlıyor ve yerli halk paskalyalarını kutlamak için birbirlerini öpüyorlar... 

O an çok güzel bir an... Tanısın tanımasın herkes birbirine sarılıyor...
O an dünya barışı bu kadar kolay işte diye düşünüyorsun. Gökten yağan ateşin güzelliğiyle birbirine sarılan insanlar... Din, dil, ırk bir anda yok oluyor...

Ertesi gün yani pazar günü tüm ada şenlik halinde... Araba kiralayıp iç bölgelerdki köylere gitmenizi tavsiye ederim çünküüüüü paskalya kutlaması kuzu,keçi ve domuz çevirmelerle taçlandırılıyor! 

Ben çok dandik bi 3 yıldızlı otelde kalıyorum Sakız merkezde. Geceliği 25 avro. Sabah çıkıp gece yarısı geldiğim için yemeğe-arabaya para harcıyorum... Normalde sabah kahvaltısı vermiyor bitli maymundan hallice otelim. Ancak Türklerin yüzüne bile bakmadığım otelim yoğunluktan dolayı tercih edilmiş ve böyle olunca kahvaltı vermişler müşteriyi kaçırmamak için... 

Kahvaltılık yer aramicam yuppi diye kahvaltıya geçtiğim sırada paskalya kutlamaları başladı otelde... Renkli paskalya yumurtaları, paskalya çöreği... Sabah kahvemi içmeden elime paskalya şarabı tutuşturdular ve aşağıda kuzu çevirdiklerini ve yememi söylediler...

Allaaaaah... Et sever ben, sabah sabah kahvaltı üstüne şarap, paskalya çöreği... 
İsa'nın ruhuna bi elham sonra kuzu çevirmenin başına...

Yeni yerler görmek, gittiğiniz yerlerdeki adetleri ve gelenekleri deneyimlemek sizi zenginleştiriyor. Birbirinizi tanıdıkça, öğrendikçe, anladıkça düşmanlıklar azalıyor... Sevgi ve barış çoğalıyor... 

Ülkemden vaz geçmem ama tanrının yarattığı toprakları ve insanları görmekten, keşfetmekten, deneyimlemekten de vaz geçmem... 

Ciklete sadece yazın yolunuz düşmesin... Baharda da güzel... Simsiyah bir gecede kırmızı kuyruklu yıldızlara bakarak dilek dilemek, gülümsemek, Çeşme'yi seyretmek 4 saat ayakta kalsanız da çok güzel... 

;) 


3 Ekim 2013 Perşembe

Bodrum'dan Simi, Rodos

Bu yaz Bodrumlu olduk...
Sevgili annem bir arkadaşının devre mülkünü kiraladı... Farklı bir deneyim olur dedik oldu... Bir daha tövbe... Bir daha Bodrum veya başka bir sahil kentinde deneyim yaşamak istiyorsak otele gideceğiz! 

Akçabük tatil köyü Akyarlarda... Akyarları seviyorum... Bodrumun deli kalabalığından uzak sakin bir yer ancak, her yere uzak! bi tek Kos'a yakın! 

Bodrum'un Kos'a en yakın noktası Akyarlar... 
Bir kaç sene önce misafirliğe gidip beğendiğimiz Akçabük eski tadını kalitesini kaybetmiş... Binaları elden geçirmişler ancak merkezin genelinde bir bakımsızlık hakim... Gençlerden çok yaşlıların tercih ettiği bir yer olmuş artık. Akçabük devre mülkünde büyüyen çocuklar evli barklı ve çocuklu değillerse gelmiyorlar artık... 

Annem ve ben hareketli sosyal yaşama alışık olunca baya bi sıkıldık Akçabükte... Bodrum merkeze çok uzak olması, en yakın merkezin Turgutreis ve Akyarlar olması bizi baya bunalttı...

Gezgin ana kız olarak, Bodrum'un komşusu adaları keşfetmeden duramadık... Simi, Rodos ve Kos 15 günlük devremiz sırasında tarafımızdan ziyaret edildi...

Simi daha önce görmediğimiz bir ada olduğundan ve 3 senedir de Rodos'a gitmediğimiz için özlediğimizden Yeşil Marmaris Line'nın Simi-Rodos turuna katılalım dedik... 2 saat Simi'de kalıp sonra Rodos'a geçen şirket fiyat olarak, kalite olarak bize makul geldi ve onları seçtik.

Bodrum'da ki feribot firmalarının hepsinin limana servisi var. Sabah biraz karganın şey etmediği bir saat olsa da sizleri otelinizin ya da evinizin önünden alıyorlar limana götürüyorlar ve akşam sizi aldıkları yere bırakıyorlar! 

Çeşme'de böyle bir uygulama yok! Sakız'a giderken arabayı alamadığım zamanlarda, evime gelmenin en kestirme yolu yerine uzununu tercih eden taksilere haddinden fazla para ödememek için limana yürüyorum efem... Evimin bulunduğu bölge çok merkezi olsa da limana giden dolmuş yok Çeşme'de! Çeşmedeki firmalarda servis koysalar ne güzel olur! 

Her neyse efendim, Yeşil Marmaris'in katamaranına kurulduk ve Simi'ye doğru yola koyulduk... Uzun zamandır gitmediğim Datça'yı denizden de olsa görmek güzeldi... :)

Katamaranlar deniz otobüsü... Püfür püfür dışarıda keyif yaparak gitme şansınız yok. Ya püfür püfür keyfi seçip yavaş gideceksiniz ya hızlı gitmeyi seçip kapalı mekanda seyahat edeceksiniz... Simi uzak olduğundan elbet katamaranı tercih edeceksiniz... 

Neo klasik binalarıyla şahsına münhasır bir Yunan adası olan Simi limanına yaklaşırken sizi etkilemeye başlıyor... 

Sarının ve uçuk mavinin cephelerde hakim olduğu adayı bir an önce keşfetmek, keçi çevikliği gerektiren tepelerine çıkıp yukarıdan limana bakmak için sabırsızlanıyorsunuz... Sabırsızlanıyorsunuz ama Yunan Polisi izin vermiyor! 

Ben bir daha Simi'ye gitmeme kararı aldım! 2 saat duracağımız adada tam 1.5 saat kapalı katamaranda  tek tek pasaportlarımızın incelenip yazılmasını bekledik!!! 

Acıktık, susadık, çizimiz geldi, sigaramız geldi, temiz havaya ihtiyacımız vardı! Cıkıs! Yunan polisi nuh diyip peygamber demedi! 

Simi çok güzel bir ada... Ne mesleki olarak ne gezgin olarak yarım saat kalabildiğimiz adadan bi mok anlamadım! Simi polisinin yaşattığı eziyetten sonra tekneyle bile gitmem! 

Feribot şirketinde de kabahat var... Böyle beklettiklerini biliyorlar o zaman aynı günde neden 2 adaya sefer düzenliyorsun? Madem düzenliyorsun yoldayken pasaportları topla gerekli bilgileri yaz çiz, limana varınca hazır bir şekilde ver onları... 

Simi paramı helal etmiyorum ve geri istiyorum abi! :)

Simi rezaletinden sonra Rodos'a giderken olay çıktı... Ve tamam Rodos'ta daha uzun süre kalmaya çalışacağız dediler... 

3 sene sonra Rodos'ta olmak güzeldi... Ben Rodos'u çok seviyorum... Ortaçağ tutkunu bana çok iyi geliyor... Sokaklarında dolaşırken kafamda bir sürü hikayeyle taş sokaklarında gölgem süzülüyor... 

Freeshop olan nadir adalardan Rodos... Santorini'de var birde... Gezip feribotumuza dönerken zeytinyağ, sigara, alkol, peynir ihtiyaçlarımızı ordan karşıladık :) 

Bunca zamandır zırt pırt Sakız'a gidiyorum, çok sıkı bording kontrolüyle karşılaşmadım... Alışveriş paketlerimizle annemi feribota bindirip, surların arkasında batmak üzere olan güneşe karşı bir keyif sigarası içeyim dedim demez olaydım! 

Annem bording kartını gösterdi onu işaretlediler, ben göstermedim, paketleri bırakıp çıktım... Firmanın görevlisi bir hatun bording yaptıranlar dışarıya çıkamazlar dedi... yaptırmadım ki dedim... Gemiye girip çıktınız ama dedi... paketleri bırakıp çıktım dedim... Gemiye binen bir daha dışarıya çıkamaz dedi... Bordingimi yaptırmadım... şu an listenizde yokum dedim... Anaaaam hatun bi saldırdı... Güvenlik nedeniyle gak nedeniyle guk nedeniyle... Kendinizi transatlantik mi sanıyorsunuz dedim? Rodos'a kaç defa büyük gemilerle de geldim hiç sizin manyaklığınızda güvenlik görmedim dedim... hatun daha beter kudurdu muuuu? Feribotunu adam yerine koymadım diye! Yunan polisi kızıyo mızıyo sayıyo bana... Buyursun gelsin kızsın diyip gün batımını seyretmeye köşeye çekildim... 

Tamam Çeşme'de kullanılan teknelere göre daha modernler, servisleri de var ama böyle manyak güvenlik hiç görmedim! Keyifli rahat bir seyahat yerine kurallı, hötlü zötlü bir seyahat yaptırıyorlar size... 

Günün sonunda Bodrum'daki firmaların ada seyahatlerimde alıştığım veya beklediğim gibi olmadığını itiraf ettim... Bodrumdan bir daha bir adaya geçersem ya tekneyle olur ya da Yunan firmasıyla olur! 

Çok arıza kadınım dimi? Ama ben değil onlar arıza!!! Bebeem hem paraları yok hem Türkler avrupalılardan daha çok para harcıyolar onlar gelsin diyolar hem de o yassak bu yassaaak!!! Yunanlılara yaranacaz diye firmalarda höt zötcü olmuş! Eeeh benim Yunan adası olmayan cici Sakızım miiis gibi ne gemiden indin ne ona bindin hiiiç böyle sorunlar yok! :) Egebirlik canım benim yaaa... :)

Kıssadan hisse, Çeşmemden ve Sakızımdan vazgeçmem abi! ;) 

2 Ekim 2012 Salı

2012 Chios deneyimleri 3. gidiş

Son Sakız seyahatim üzücü yangından sonra vizemin bitmesine 3 gün kala yapıldı... Hava bozmuştu... Rüzgar Çeşmeyi savuruyordu... Aynı şekilde Sakız'da... Sonbaharın geldiğinin habercisi hüznün buruk kokusu güneşi savurmaya çalışan rüzgarla flört ederek ciğerlerime doluyordu... 
Eylül nerede olursanız olun hüzünle geliyordu... 

Son seyahat yine maceralı oldu... Vizem bitmek üzereydi ve bir şekilde bankadaki paracıklarımda suyunu çekmişti! Elimde kalmış olan avrolarım ve kredi kartımla bu sefer az paralı bir maceraya çıktım! 

Dünyanın her yerinde kredi kartıyla araba kiralandığından araba kiralamakta sorunum olmadı ancak kaldığım otel ve benzinciler nakit para ile çalıştıklarından avrolarım çok çoook kıymetliydi! :) 

Bu sefer plan, sadece batı ama ucundan da güneydi...Görmem gereken büyük Nea Moni manastırı üzerinden, Batıdaki Lithi, Limnia ve Valissos'u görmek... Bana hitap etmese de ünlü volkanik taşlı plajını görmek için tekrar güneye giderek Empprio ve Komi Beachi fotoğraflamak... 

Bu planla görmediğim belli-başlı yeri kalmayacaktı... Sakız'ın büyük bir bölümüne ayak basmış olacaktım...Geçen sefer ancak yerlilerin hatta keçi çobanlarının gittiği yerlerde bulunmuş biri olarak göğsüme Sakız bilir nişanını çoktaaan uygun görmüştüm bile! ;)


Nea Moni manastırı için adanın ortasında yer alıyor desem yalan olmaz... Bir zamanlar nefis bir ormanlığın içinde yer alırken şimdilerde kömürleşmiş cılız, acı veren kalıntıların içerisinde...


Bir manastırda gezerken insanın aklından 'almak' geçer mi? Walla yandaki saat çok hoşuma gitti... Benim için tüm dinlerin mekanları kutsaldır, ayırmadan saygıyla davranırım... Ama wallah imkan olaydı alıp gelmiştim bu saati... Tanrım evinde 'günah' düşüncelerle dolandığım için affet ama yani güzeldi... :)


Pek bi günahkar kulum! Pencerenin önündeki kuş yemlikleride saatle birlikte benim olsaydı... :)







Haddinden fazla günahkar fikirlerle dolandıktan sonra şapellerden birine girip mum yaktım... Sevdiklerim ve kendim için dilekler dileyip dua ettim... Ama galiba manastırdan 'alma' fikirlerim için af dilemeyi unuttum! ;)))




Kültürel ve bir nevi dini vazifesini yerine getirmiş biri olarak, bir kaç hafta öncesine kadar güzelim doğasıyla beni mest eden şimdilerde türüme lanet okuyarak yol aldığım dağ yollarından batıya  tırmanışa ve inişe geçtim... İlk durağım nefis kum plajıyla beğenime hitap eden Lithi oldu... Lithi'de de bir sürü Türk ile burun buruna geldik! Gören adaları ele geçirdik zanneder! Ada nüfusundan fazla Türk yoksa nolim! :)


Yol acıktırdığından klasik soframı kurdutturdum....Keyif güzeldi ama burası biraz pahallıca geldi bana ve kalamarlarınıda çok beğenmedim... Ama yinede güzeldi afiyetle silip süpürdüm! :)




Yaşam sakin ve huzurlu bir şekilde akıp gidiyor Sakız'da... Kıbrıs'ı çağrıştıran bir görüntü... :)




Çok şirin bir yer Lithi... Gitmenizi tavsiye ederim... :)




Bu sefer deli dana misali program yapmamaya karar verdiğimden keyif yapıp Sakız Merkeze döndüm... Biraz vitrin bakmaca, sokaklarda dolanmaca... Parasız gittim ya alışveriş yapasım tuttu!!! Çeşme'de The Body Shop yok! İzmir'e gidip alışveriş yapacağıma aslanlar gibi kredi kartıma avro avro dayanıp Türkiye pazarına henüz girmemiş ihtiyacım olan ürünleri aldım! Çeşme Marina'ya ben açim bari diyorum ama marinanın kiraları engel oluyor bu fikrime... :) (Bu arada yandaki fotoğraf body shop'ın değil... eee yani onu mu çekecektim... söylim dedim belki o zannedersiniz filan! :p) 


Sakız'da bu terlikler modaydı! Nassı oldu da Türk bacılarım Çeşme'de moda yapmadılar anlamıyorum? 25 avrocuk olmasalardı sırf Alaçatı'da endam eden kokoşlara nispet, alıp aaaa ne giymiş bak diye kendime baktırtmak için alacaktım! Sakız'da el yapımı terliklerden bulmanız mümkün... El emeği göz nuru olduğu için basit bir terlik bile güzel para... Seneye kısmet bişiler artık ;) 


Sahilde Loft'da frappe keyfi... Su oturur oturmaz masada! Şişe o kadar güzeldi ki, özel yapım almama izin vermediler... Yüritim dedim ama gözüm yemedi... Ben bi vizemi alim gidim tekrardan Loft'un su şişesini araklicam! Ne beaaaa! Sorduk parası neyse verin dedik vereydiler hööyt! ;))



Akşam klasik Yannime gittim yemeğe... Müdavim mekanları seviyorum ya...




Bu sefer Papalina deniyorum... Sıcak sıcakken nasıl nefis!!! Bu tabak bana çok geldi bitiremedim wallahi... yazık oldu! Porsiyonlar çok büyük! 2 kişi rahatlıkla 1 kişilik porsiyonla doyar walla! :)


Dağları tepeleri tırmanıp, kaybolmadan(:)) Batıdaki Volissis'a gidiyorum... 





Terk edilmiş taş evler gözlerimi restorasyon canavarı olarak parlatıyor... Tepedeki kaleye çıkmayı gözüm yemiyor bende etrafta dolanıyorum... 





Ağaçların gölgelediği meydandaki taverna soluklanmak için birebir... 





Valissos'un liman köyleri çok güzel... Limnia ilk durağım oluyor...





Etçil bir insan olarak deniz ürünleri cennetinde de olsam bi yere kadar balık balık Aaaa oldum alık diyip kendime ev yapımı köfteyle-hamburger arası bir şey sipariş ediyorum.... Tanrım ben bunu nasıl bitiricem!!! Doğal olarak sadece 1 köfteyi bitiriyorum... Gerçek Yunan birası olduğu söylenen Fix'i içmem için baskı yapan dostlarımı kırmayıp deniyorum... Güzel ama benim aşkım daha güzel diyip Mythos'um olmadığı zamanlarda tercih etme listemde ilk sıraya yerleştiriyorum! :)


Yemek yediğim yer biraz ilginçti... sadece yemek servis ediyoruz kahve için yan tarafa geçiyorsunuz dediler... İii peki dedim ve hesabımı ödeyip Hook'a geçtim... İyiki de geçtim burda internet vardı! :)





Su kahveyle şak diye masaya geliyor! Küçükte değil... Aloo memleketimin mekanlarıııı !!! Kahvenin yanında pakette kuki her yerde olmasa da var!!! Fiş siparişle geliyor ve masaya yapıştırılıyor... Vergi kaçırmak mı dediniz? Şekerim çok gülmekten anca altına kaçırmak mümkün Yunanistan'da!!! Taşları atıyorum ama kafalar sert hissedilmiyor memleketim insanlarınca!!! ;)


Keyifli günün sonu yine Sakız'da Ta Delfinya'da...





Jumbocuk karidesleriiiim Ovuz ve Efe beye itaaaf olunur! ;))) Ne lezizdiler yuw! Yanımdaki Türk çift çatal-bıçakla yemeğe kalktılar! Başka bir yerde olsa elbet bende çatal ve bıçakla da.. Ulan burda lezzeti el sürmeden çıkarmı! Kafaları, bacakları zevkle ağzının suyu akarken kırmak sonra löp eti parmaklarının arasına alıp ağzına götürmek... ve ısırmak... çiğnerken ağzına dolan lezizliği hıııımlayarak çevreye duyurmak... Son lokmayla birlikte parmaklarınıda yalamak... Yeme şeklimi beğenmeyen benimle yemesin abi!!! :)))


Sabah yine bir şeyler dürtüyor ve uyanıyorum... Gün doğumunu seyretmek için sahile iniyorum... Altımda şort pijamam üstümde t-shirtüm... Sabah 5 civarları... Gece alemleri bitmemiş henüz... Bir makanın sahildeki boş barına tünüyorum... İçerde Sakız'lı gençler alkol duvarını çoktaaan aşmış dans ediyorlar... Hala enerjileri varmı yuw? Var demek ki... Kahve istiyorum bu saatte kahve servisimiz yok diyorlar e peki diyorum garson gidiyor sonra tekrar geliyor, isterseniz nescafemiz var... Ee kahve servisiniz varmış işteeee... Başka ne isteyebilirim ki!!! Kahve konusunda anlaşamamamız öldürüyor beni yaaa!!! :))) 

Gün doğarken vizem bitiyor... Ben ucundan acık kaçak modundayım... Akşam üstü dönücem yaa tam da kaçak sayılmam yani... Bana hitap etmediği için pek gitmek için can atmadığım ama gitmesem de her yerini gördüm diyemeyeceğim Emporio beach'e gideceğim...



Otelle ilişiğimi kesip yollara düşüyorum... Ünlü volkanik siyah taşlı Emporiooo! Hiç benlik değil! Fotoğraf çekmek için dolanırken telefonum çalıyor ama nasıl bir çalma! Kuzum yurtdışındayken ısrarla aramaz... Kesin bişey var... Bişi isteyecek her halde diye telefonu açıyorum...

Eylül... Hüzünle gelen, acı veren eylül... 

Telefonda duyduğum habere inanmıyorum... Nasıl kaybettik lan? Koca adam kaybolur mu? Kuzum hıçkırmaktan konuşamıyor... Ben salak saçma sorular sormaya devam ediyorum... Telefonumu kapıyorum bir süre yürüyorum... Sevgili dostum Tony'nin kalp krizinden ölüm haberini sindirmeye çalışıyorum... Dostumu yandaki fotoğrafın olduğu manzaraya gömdüm... Deniz sever, adacı, bodrumcuydu... Ölüm haberini çok güzel bir yerde aldım ve onu Emporio'ya gömdüm... Bir parçam daima Sakız'da olacak... Burası hep Tony'yi anımsatacak... :(


İnkar ilk yaşanan duygu... Her ne kadar öldüğünü bilsem ve onu yukardaki manzaraya gömsemde hala şoktaydım ve plajdan köye kadar zor araba kullandım... Yandaki tavernaya çöküp bir kaç kişiyi aradıktan sonra göz yaşlarım istem dışı akmaya başlayınca, tavernada benimle ilgilenen adam ne yapacağını şaşırdı! Teselli etmek için başımı göğsüne yasladığında adam için gerçekten çok ama çook üzüldüm! Bir anda hıçkırıklarımla birlikte gözümde, burnumda, ağzımda ne kadar sıvı varsa adama aktı!!! Adam yüzümü gözümü neyle sileceğini şaşırdı!!! Sümük içinde bıraktım laan adamı diye üzülürken, Tonim güldürdü beni... Başıma gelen abuklukları çok severdi... Tam Tony'lik bir eğlence yaşıyordum! Yukardan bu eğlenceyi o tertip etmediyse ne olim dedim ve gülmeye başladım!!! Adam önce deliriyo mu diye düşünse de ağlamam ve gülmem kesildi kısa bir süre sonra... Beni kendisinin sakinleştirdiğini sandı büyük ihtimalle aslında Tony'di... :) 

Susunca bana musakka getirdi! Yunan musakkası bu şekilde! 

Türkiye'ye Çeşme'ye döndüğüm de müthiş bir dolunay vardı... Tony'nin dolunayı...





Sakız'a Pirgi üzerinden döndüm ve Armolia'dan Tonim için aldım... Bu tealight zaman zaman Tonim için yanıyor... 






Sakız sevdiğim bir ada... Çeşme'de evim olduğu sürece gidip-gelmekten keyif alacağım... Yazı gibi kışınıda deneyimlemek isterim... Sevgili dostum Tony'den dolayıda hep özel bir anlamı olacak benim için... Ayrıca Sakız seyahatlerimde sabahın köründen gece yarısına kadar msjlarımla deli ettiğim Efe beye sabrından ötürü teşekkür etmek istiyorum... 


Otoparkta arabamın arkasına park etmiş gitmiş adam için bile Efe'yi msj manyağı yaptım! :) artık öğrendim yaniii seneye mesaj-mejaaj falan atmam yaa! :pp Çözdüm yani ben adayı... :pp ;))) 
Yunan adası gibi olmayan hatta yerlileri için bunlar nassııı Yunanlı yaa dediğiniz yüzünüzde bol tebessümle ayrıldığınız Sakız'ı gidip görmenizi tavsiye ederim efeeeem ;)